E-ISSN 2149-4975 Home Page   |  Contact    |  TR
 
Volume : 9 Issue : 20 Year : 2018
Current Issue Ahead of Print Archive Most Accessed Articles

   
Quick Search





 
Turk J Card Nur: 9 (20)
Volume: 9  Issue: 20 - Aralık 2018
Hide Abstracts | << Back
09797-ART
1.Editorial
Nuray Enç
Page I

TRA-T2899
2.Nursing Care and Education of Pulmonary Arterial Hypertension Patients Receiving Continuous Intravenous Prostacyclin Treatment
Dilek Sezgin, Hatice Mert
doi: 10.5543/khd.2019.74745  Pages 89 - 95
Pulmoner hipertansiyon pulmoner arter basıncının yükselmesi ile karakterize, sağ kalp yetersizliği ve ölümle sonuçlanabilen bir hastalıktır. Hastaların yaşadıkları semptomlar günlük yaşam aktivitelerini ve yaşam kalitesini önemli derecede kısıtlayabilmektedir. Son yıllarda artış gösteren tedavi seçenekleri hasta sonuçlarını olumlu yönde etkilemektedir. Sürekli intravenöz prostasiklinler ileri evre pulmoner arteriyel hipertansiyon (PAH) tedavisinde tercih edilen tedavi seçeneğidir ve uzun süreli klinik yarar sağlamakta, sağ kalımı iyileştirmektedir. Sürekli intravenöz prostasiklin tedavisi karmaşıktır. Tedavi sürecinin yönetilmesi kritik önem taşır, dozdaki ani artış ve kesintiler ölümcül olabilir. Bu nedenle hemşirelerin hastalara ve bakım verenlerine eğitim vermesi ve izlemesi gerekmektedir. PAH hastaları farklı bir hastalık nedeniyle PAH merkezi dışındaki birimler ve hastanelere yattıklarında bu birimlerde çalışan hemşireler prostasiklin tedavileri ile karşı karşıya kalabilmekte, tedaviyi yönetmede sıkıntı yaşayabilmektedirler. Bu makalenin amacı, sürekli intravenöz prostasiklin tedavisi (epoprostenol) alan hastaların yönetiminde çok önemli rolü olan hemşirelere tedavi sürecinde hastalara sağlayacakları bakım, izlem, eğitim ve danışmanlık hizmetlerine rehber olmaktır.
Pulmonary hypertension is a disease characterized by elevated pulmonary artery pressure, resulting in right heart failure and death. The symptoms experienced by the patients can significantly effect their daily life activities and quality of life. Treatment options that have increased in recent years have positive effects on patient outcomes. Continuous intravenous prostacyclin is the treatment of choice for advanced pulmonary arterial hypertension (PAH) and provides long-term clinical benefit and improves survival. Continuous intravenous prostacyclin treatment is complex. Management of the treatment process is critical, the sudden increase in dose and interruptions can be fatal. For this reason, nurses should educate and monitor the patients and caregivers. When PAH patients are hospitalized due to a different disease at hospitals and outside PAH centers, nurses working in these units may face prostacyclin treatments and have difficulty in managing the treatment. The aim of this article is to guide to the nurses who have a very important role in the management of patients receiving continuous intravenous prostacyclin treatment (epoprostenol) to provide care, follow-up, training and counseling services to the patients during the treatment process.

3.Nurses Role and Responsibilities on Management of Antiembolism Stockings: Antiembolism Stocking Care Protocol
Elif Akyüz, Zahide Tunçbilek
doi: 10.5543/khd.2019.68077  Pages 96 - 104
Derin Ven Trombozunun önlenmesi için kullanılan mekanik koruyucu yöntemler arasında en sık kullanılan, kullanımı kolay ve maliyeti etkin yöntemlerden biri antiembolik çoraplardır. Antiembolik çorapların etkin olabilmesi için bireye uygun beden ölçüsünde çorabın seçilmesi, doğru yöntemle giydirilmesi, bakımı, değerlendirilmesi ve hastanın bilgilendirilmesi önemlidir. Ancak antiembolik çorapların kullanımına yönelik klinik ortamda birçok uygulama hatası yapılmaktadır. Son on yılda yapılan çalışmalarda özellikle antiembolik çorapların yanlış kullanımına, yanlış beden seçimine ve olumsuz hasta sonuçlarına değinilmektedir. Antiembolik çorap giyen hasaların bakımında hemşireler anahtar sağlık profesyonelleridir. Hekim tarafından antiembolik çorap giydirilme istemi verildiğinde hemşirelerin hastalarını çorapların giydirilmesi için uygun hasta olup olmadığı konusunda değerlendirme, beden ölçüsünü belirleme, çorabı giydirme ve doğru kullanımını sağlama sorumlulukları vardır. Literatürde hemşirelerin antiembolik çorapların kullanımı ve bakımı konusunda özel bir eğitim almadıkları için beden seçimleri ile ilgili sorun yaşadıkları, rol ve sorumlulukları konusunda yeterli bilgiye sahip olmadıkları, yanlış uygulama yaptıkları ve olumsuz hasta sonuçlarına değinilmektedir. Bu derlemede hemşireler için geliştirilen ve antiembolik çorapların doğru ve etkin kullanımı için yapılması gereken girişimleri içeren protokol adımlarından bahsedilecektir.
One of the most frequently used, easy-to-use and cost-effective methods of mechanical protection for deep vein thrombosis prevention is antiembolism stockings. In order for stockings to be effective, it is important for the individual to select the appropriate size of socks, to wear it with the correct method, to care, to evaluate and to inform the patient. However, many application errors are made in the clinical environment for the use of stockings. Studies conducted in the last decade have specifically addressed the misuse of stockings, wrong body selection and negative patient outcomes. Nurses are the key health professionals in the care of the patients suffering from stockings. When a physician is asked to wear a antiembolism stocking, the nurses are responsible for assessing whether the patient is suitable for wearing the stockings, determining the body size, putting on the stockings, and ensuring proper use. In the literature, nurses don’t have any special training in the use and care of antiembolism stockings, so they have problems with body selection, lack sufficient knowledge about their roles and responsibilities, they are doing wrong, and the results of negative patients are mentioned. In this review, protocol steps will be introduced for nurses, including initiatives for correct and effective use of antiembolism stockings.

TRA-T9897
4.Self Care Agency and Fatigue in Patients with Chronic Heart Failure
Nuray Ermiş, Kadriye Sayın Kasar, Emine Karaman, Yasemin Yildirim
doi: 10.5543/khd.2019.30164  Pages 105 - 112
Amaç: Kronik kalp yetersizliği olan bireylerde yorgunluğun öz bakım gücüne etkisini incelemektir.
Yöntemler: Tanımlayıcı tipteki bu çalışmanın örneklemini; Şubat-Haziran 2017 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin kardiyoloji polikliniğine başvuran ve klinikte yatan18 yaş ve üzeri, en az 6 ay önce kronik kalp yetersizliği tanısı almış, fiziksel ve bilişsel sağlık düzeyleri araştırmada uygulanacak formları cevaplamaya uygun ve araştırmaya katılmayı kabul eden 130 kalp yetersizliği olan hasta oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme tekniği ile “Birey Tanıtım Formu”, “Öz-bakım Gücü Ölçeği” ve “Yorgunluk Şiddet Ölçeği (YŞÖ)” kullanılarak toplanmıştır. Çalışmanın yürütülebilmesi için etik kuruldan ve çalışmanın yapılacağı kurumdan yazılı izin, hastalardan ise sözel onam alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında, frekans, yüzde, ortalama, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis testleri kullanılarak yapılmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan 130 bireyin yaş ortalaması 58.74±17.46 olup, %60’ı erkek ve %89.2’i evlidir. Bireylerin yaklaşık yarısı (%47.7) hafif kısıtlı sınıfında (sınıf II) yer almakta olup %64.6’sı fazla kilolu ve obezdir. Kronik kalp yetersizliği olan bireylerin öz bakım gücü ölçeği toplam puan ortalaması 106.03±16.51 iken yorgunluk şiddeti ölçeği toplam puan ortalaması 5.6±1.38’dir. Bireylerin öz bakım gücü toplam puanı ile tedavi şekli, New York Kalp Cemiyeti konjestif kalp yetersizliği sınıflaması (NYHA), sol ve sağ ventrikül ejeksiyon fraksiyonu arasında anlamlı bir fark bulunmaktadır (p<0.05). Ayrıca yorgunluk şiddeti ölçeği toplam puanı ile yaş, sol ve sağ ventrikül ejeksiyon fraksiyonu değişkenleri arasında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Kronik kalp yetersizliği olan bireylerin öz bakım gücü toplam puanı ile yorgunluk şiddeti toplam puanı arasında ilişki bulunmamaktadır (p>0.05).
Sonuç: Çalışma sonucunda, kronik kalp yetersizliği olan bireylerin yorgunluk şiddetinin öz bakım gücüne etkisinin olmadığı görülmektedir.
Objective: To investigate the effect of fatigue on self-care agency in chronic heart failure patients.
Methods: The sample of this study, which is composed of descriptive type; between February and June 2017 this university hospital was admitted to cardiology and was hospitalized, 18 years and over, at least 6 months before she had been diagnosed with chronic heart failure, physical and cognitive health levels are appropriate for responding to the forms to be applied in the research and 130 patients with heart failure who agreed to participate in the study. The data of the study were collected by the researchers using face-to-face interview technique, "Individual Identification Form", "Self-care Agency Scale" and "Fatigue Severity Scale". In order for the work to be carried out, written consent was obtained from the ethics committee and the institution to which the work was made, and verbal consent was obtained from the patients. Data were analyzed using frequency, percentage, mean, Mann-Whitney U and Kruskal-Wallis tests.
Results: The average age of the 130 individuals participating in the survey is 58.74 ± 17.46, 60% are male and 89.2% are married. Approximately half of the individuals (47.7%) are in the slightly limitation class of (classII) and 64.6% are overweight and obese. Individuals with chronic heart failure self-care agency of scale total scores averaged 106.03 ± 16.51 fatigue severity scale total score was 5.6 ± 1.38. Individuals' there is a significant difference between total score of self-care and treatment, NYHA classification, left and right ventricular ejection fraction (p<0.05). In addition, with the total score of fatigue severity scale age, left and right ventricular ejection fraction were statistically significant (p <0.05). There was no statistically significant relationship between total score of self-care agency and total fatigue severity score of individuals with chronic heart failure (p>0.05).
Conclusion: It is seen that the fatigue severity of individuals with chronic heart failure is not affected by self-care agency.

5.Determining the Experiences of the Patients who were being Treated in Intensive Care Unit
Işılay Dinlegör Sekmen, Serap Ünsar
doi: 10.5543/khd.2019.20982  Pages 113 - 119
Amaç: Çalışma yoğun bakım ünitesinde tedavi gören hastaların yoğun bakım deneyimlerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlandı.
Yöntemler: Araştırma Edirne ilindeki bir üniversite hastanesi Koroner Yoğun Bakım Ünitesinde yatarak tedavi gören ve rastlantısal örneklem yolu ile seçilen toplam 107 hasta ile yürütüldü. Çalışmanın verileri Yoğun Bakım Deneyim Ölçeği (YBDÖ) kullanılarak elde edildi. Verilerin analizinde SPSS 19.0 programında, yüzdelik, ortalama, Mann Whitney-U testi, Kruskal-Walis H testi tekniği kullanıldı.
Bulgular: Yoğun bakım hastalarının yaş ortalaması 62.07±11.4 idi. Hastaların yoğun bakım deneyim ölçeği genel toplam puan ortalamaları 67.0±8.56 (min-max: 38.0-80.0) idi. Erkek hastaların kadın hastalara oranla, genel olarak 61 yaş ve üstünde olan hastaların 60 yaş ve altında olan hastalara oranla ve bekar hastaların evli hastalara oranla, yoğun bakım deneyimlerinin daha pozitif olduğu belirlendi (p <0.05).Yoğun bakımda 1-5 gün arasında yatan ve girişimsel kardiyoloji işlemi için yatışı yapılmış yoğun bakım hastalarının yoğun bakım deneyimlerinin diğer gruplara göre daha pozitif olduğu belirlendi (p<0.05).
Sonuç: Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların yoğun bakıma yatış sırasındaki negatif deneyimlerinin azaltılmasına yönelik bireysel (yaş, cinsiyet vb.) ve hastalığa ilişkin (klinik tanı, yoğun bakımda kalma süresi) özellikler göz önünde bulundurularak hemşirelik bakımının planlanması ve uygulanmasının yoğun bakım hastalarının iyileşme düzeylerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Objective: The current study was planned to examine the factors affecting intensive care experience of patients who were being treated in intensive care unit.
Methods: The study was run with total 107 patients who was choosen in the way of random sampling and got inpatient treatment in the city of Edirne's university hospital Cardiology Intensive Care Unit. Data of the study were obtained by intensive care experience scale. On the analyses of data were used in the program SPSS 19.0, percentage, average, Mann Whitney U test, the technique of Kruskall-Wallis H test.
Results: It was found that the average age of the intensive care patients 62.07±11.4. It was determined that intensive care experience scale total point average of patients were 67.0±8.56 (min-max: 38.0-80.0). It was determined that intensive care experiences of male patients more positive to females, intensive care experiences of patients who 61 years and older more positive to 60 years and lower age, intensive care experiences of single patients more positive to married patients (p<0.05). It was found that intensive care experience scale point average of the patients who stayed in intensive care between 1–5 days were more positive to the ones who stayed 6 days and more. It was determined that patients in the diagnosis of interventional cardiology group intensive care experiences point averages more positive to another disease diagnosis group (p<0.05).
Conclusion: In the direction of this results negative experiences of during the admission to intensive care to decrease, considering the features which related to disease (diagnose, duration of stayed in intensivecareetc.) and personal (age, genderetc.), it was thought that planning and performing nursing care will contribute the level of recovery of intensive care patients.



 
 
Copyright © 2016 Turkish Society of Cardiology