E-ISSN 2149-4975 Home Page   |  Contact    |  TR
 
Volume : 12 Issue : 28 Year : 2021
Current Issue Ahead of Print Archive Most Accessed Articles Submit Article

   
Quick Search





 
Turk J Card Nur: 12 (28)
Volume: 12  Issue: 28 - August 2021
Hide Abstracts | << Back
ORIGINAL ARTICLE
1.Psychosocial Adjustment to Cardiovascular Diseases and Spiritual Well-Being in Iranian Patients
Hossein Rafiei, Mojtaba Senmar, Fateme Yousefi, Zahra Nemati
doi: 10.5543/khd.2021.85619  Pages 75 - 80
Amaç: Bu çalışmada kardiyovasküler hastalığı olan hastalarda psikososyal uyumu ve bunun ruhsal iyilik hali ile ilişkisini değerlendirdik.
Yöntemler: Bu tanımlayıcı analitik çalışma 2018 yılında İran’ın Kazvin kentinde gerçekleştirilmiştir. Denekler, bir eğitim hastanesinin kardiyoloji servisine kabul edilen 150 hastaydı. Veriler, araştırmacılar tarafından geliştirilen bir arka plan değişkenleri kontrol listesi ve Hastalığa Psikososyal Uyum Ölçeği ve Ellison-Paloutzian Manevi İyi Oluş Ölçeği’nin iki standart anketi kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Kardiyovasküler hastalıklara psikososyal uyumun nihai skoru 62.78±6.8 (aralık=48-83) olup kardiyovasküler hastalıklara orta düzeyde psikososyal uyumu göstermektedir. Kadınlarda kardiyovasküler hastalıklara psikososyal uyum ortalama skoru erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.03). Bu çalışmada genel ruhsal iyilik hali ortalamasının 74.93 olması orta düzeyde ruhsal iyilik halini ifade etmektedir. Genel ruhsal iyilik halinin ortalaması kadınlarda erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksekti (p=0.001). Sonuçlar, katılımcıların kardiyovasküler hastalıklara psikososyal uyumu ile ruhsal iyilik hali arasında anlamlı bir negatif ilişki olduğunu gösterdi (rr=-0.21, p=0.01).
Sonuç: Bulgular, kardiyovasküler hastalığı olan hastaların psikososyal uyum düzeylerinin düşük olduğunu ortaya koymuştur. Ruhsal iyilik hali düzeyi daha yüksek olan hastalar daha iyi psikososyal uyum bildirdiler.
Objective: In this study, we assessed psychosocial adjustment in patients with cardiovascular diseases and its relationship with spiritual well-being.
Methods: This descriptive analytic study was performed in 2018 in Qazvin, Iran. The subjects were 150 patients who were admitted to the cardiac ward of a teaching hospital. Data were collected using a background variables checklist developed by the researchers and two standard questionnaires of Psychosocial Adjustment to Illness Scale and Ellison-Paloutzian Spiritual Well-Being Scale.
Results: The final score of psychosocial adjustment to cardiovascular diseases was 62.78±6.8 (range 48-83), indicating a moderate level of psychosocial adjustment to cardiovascular diseases. The mean score of psychosocial adjustment to cardiovascular diseases was significantly higher in women than in men (p=0.03). In this study, the mean of overall spiritual well-being was 74.93 indicating a moderate level of spiritual well-being. The mean of overall spiritual well-being was significantly higher in women than in men (p=0.001). The results showed a significant negative relationship between the participants’ psychosocial adjustment to cardiovascular diseases and spiritual well-being (rr=-0.21, p=0.01).
Conclusion: Findings from this study revealed that patients with cardiovascular diseases have a poor level of psychosocial adjustment. Patients with higher level of spiritual well-being reported better psychosocial adjustment.

2.Treatment Compliance and Health Literacy in Patients with Hypertension
Gülcan Bakan, Fadime Hatice İnci
doi: 10.5543/khd.2021.21032  Pages 81 - 87
Amaç: Çalışmamızın amacı hipertansiyonlu hastaların tedavi uyumu ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi belirlemektir.
Yöntemler: Araştırmada örneklem grubuna 116 hasta alınmıştır. Araştırma verileri “ Yapılandırılmış soru formu”, “Morisky Tedavi Uyum Ölçeği” ve “Sağlık okuryazarlığı ölçeği” ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, mann whitney, kruskall wallis, pearson korelasyon ve t testi kullanılmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 67.45±11.39 yıldır. Erkek hastaların, evli olanların, lise ve üzeri eğitimi olanların tedavi uyumu daha yüksek düzeydedir. Morisky tedavi uyum ölçek puan ortalamaları ile yaş arasında negatif, sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalaması arasında ise pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Tedavi uyumunu yordayan değişkenler önem sırasına göre sağlık okuryazarlığı, Bilgileri Anlama, Uygulama/ Kullanma ve medeni durumdur.
Sonuç: Hastaların tedaviye uyumlarını yordayan en önemli değişkenin sağlık okuryazarlığı olduğu, edinilen bilgileri anlama ve kullanma düzeylerinin arttıkça tedaviye uyumlarının da arttığı belirlenmiştir. Hastaların sağlık okuryazarlık düzeylerini arttırmaya yönelik eğitim programları hazırlanmalı, hastaların kendi kendilerini izlemleri ve sağlık profesyonellerinin hastaları düzenli takibi sağlanmalıdır.
Objective: The aim of our study was to determine the relationship between treatment compliance and health literacy in patients with hypertension.
Methods: This study included 116 patients in the sample group. The data were gathered with Structured Questionnaire, Morisky Treatment Adherence Scale, and the Health Literacy Scale. Number, percentage, mean, standard deviation, Mann-Whitney, Kruskal-Wallis, Pearson’s correlation, and t tests were used in the statistical assessment of the data.
Results: The mean age of the patients participating in the study was 67.45±11.39 years. Treatment compliance was higher in male patients, those who were married, and those with high school or higher education. It was determined that there was a negative statistically significant relationship between means scores of the Morisky treatment adherence scale and age and a positive relationship between health literacy scale mean scores. The variables that predict treatment adherence are, in the order of importance, health literacy, comprehension of information, application/using, and marital status.
Conclusion: It has been demonstrated that the most significant variable predicting adherence to treatment in patients is health literacy; and as the degree of understanding and use of acquired information increases, the compliance to treatment also increases. Educational programs should be prepared to enhance the health literacy level in the patients, the patients should self-monitor, and healthcare professionals should follow up the patients regularly.

3.Evaluation of Turkish Adaptation and Psychometric Properties of Propensity to Achieve Healthy Lifestyle Scale
Duygu Kes, Fatime Şahin, Nurhayat Özkan Sevencan
doi: 10.5543/khd.2021.21018  Pages 88 - 93
Amaç: Bu araştırmada, Sağlıklı Yaşam Tarzına Ulaşma Eğilimi Ölçeği (SYTUEÖ)’nin Türkçe geçerlilik ve güvenirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Yöntemler: Bu araştırmada, Sağlıklı Yaşam Tarzına Ulaşma Eğilimi Ölçeği (SYTUEÖ)’nin Türkçe geçerlilik ve güvenirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Bulgular: Ölçeğin cronbach alfa katsayısı 0.80 bulundu. Açımlayıcı faktör analizinde, ölçeğin toplam varyansın %50.75’ini açıklayan tek faktörlü yapısı olduğu bulundu. Doğrulayıcı faktör analizinde, faktör yükleri 0.45 ile 0.73 arasında olduğu belirlendi.
Sonuç: Ölçeğin cronbach alfa katsayısı 0.80 bulundu. Açımlayıcı faktör analizinde, ölçeğin toplam varyansın %50.75’ini açıklayan tek faktörlü yapısı olduğu bulundu. Doğrulayıcı faktör analizinde, faktör yükleri 0.45 ile 0.73 arasında olduğu belirlendi.
Objective: In this study, we aimed to examine the Turkish validity and reliability of the Propensity to Achieve Healthy Lifestyle Scale.
Methods: This methodological study was conducted with 132 patients with hypertension who were admitted to the internal medicine outpatient department of a university hospital. Data analysis was performed using content validity index, Cronbach’s alpha coefficient, and exploratory and confirmatory factor analysis.
Results: The Cronbach’s alpha coefficient of the scale was found to be 0.80. In the exploratory factor analysis, it is stated that the scale has a single factor structure, which explains 50.75% of the total variance. Factor loadings were between 0.45 and 0.73 in the confirmatory factor analysis.
Conclusion: This study found that the Turkish version of the Propensity to Achieve Healthy Lifestyle Scale was reliable and valid for the Turkish society.

4.Evaluation of Medication Compliance in Patients with Heart Failure
Kadriye Sayın Kasar, Saadet Erzincanlı
doi: 10.5543/khd.2021.28247  Pages 94 - 99
Amaç: Kalp yetersizliği (KY) olan bireylerde ilaç tedavisine uyumsuzluk sık görülen bir sorundur. Bu çalışma KY olan hastalarda ilaç uyumu ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntemler: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, Temmuz-Eylül 2019 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinin kardiyoloji kliniğinde tedavi alan ve polikliniklerine başvuran 114 hasta ile yapılmıştır. Çalışma verileri “Hasta Tanıtım Formu” ve “İlaç Uyumunu Bildirim Ölçeği (İUBÖ)” kullanılarak toplanmıştır.
Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 66.98±12.23 olup, ortalama ilaç kullanım süresi 12.98±7.66 yıldır. Katılımcıların %52.6’sı kadın, %85.1’i evli ve yaklaşık yarısı (%45.6) ilkokul mezunudur. Hastaların İUBÖ toplam puan ortalaması 21.87±3.06’dır. Bireylerin yaşı ve ilaç kullanım süresi ile İUBÖ puan ortalamaları arasında orta düzeyde ve negatif yönde bir ilişki olduğu bulundu (r: -0.321, p=0.001; r: -0.414, p<0.001). Katılımcılardan yaşı 65 altında, evli, eğitim durumu yüksek, çocuğu olan, çalışan, geliri giderden çok olan, eşiyle ve çocuklarıyla birlikte yaşayan, KY dışında ek hastalığı olmayan, ilaç kullanımı hakkında eğitim alan, düzenli sağlık kontrollerine giden, ilaçlarının etkisini ve yan etkisini bilen ve ilaçlarını her gün düzenli olarak alan hastaların İUBÖ toplam puan ortalamalarının diğer hastalara göre anlamlı derecede yüksek olduğu saptandı (p<0.05).
Sonuç: KY olan bireylerde ilaç uyumunun yüksek olduğu belirlenmiştir. Bununla birlikte, bazı bireysel ve hastalığa özgü faktörlerin ilaç uyumunu azalttığı görülmektedir. Hemşirelerin risk grubunda olan hastaların farkında olması ve gerekli bireysel müdahalelerde bulunması oldukça önemlidir.
Objective: Non-compliance with medical treatment is a common problem in individuals with heart failure (HF). This study was conducted to evaluate medication compliance and influencing factors in patients with heart failure.
Methods: The study was conducted with 114 patients who were treated in the cardiology clinic and outpatient clinics of a training and research hospital between July and September 2019. The study data were collected using the Patient Information Form and the Medication Adherence Report Scale (MARS).
Results: The average age of the patients participating in the study was 66.98±12.23 years, and the average duration of medication use was 12.98±7.66 years. Of the participants, 52.6% were female, 85.1% were married, and nearly half (45.6%) were primary school graduates. The total score of the patients on MARS was 21.87±3.06. It was found that there was a low and negative correlation between the age of the individuals and the duration of medication use and the average scores of MARS (r: -0.321, p=0.001; r: -0.414, p<0.001, respectively). Patients under the age of 65, who were married, had a high level of education, had children, work, income more than expenses, lived with their spouse and children, had no comorbidities, received training on medication use, went to regular health checks, had knowledge regarding the effects and side effects of their medicines had significantly higher total mean scores of MARS (p<0.05).
Conclusion: It was determined that medication compliance was high in individuals with HF; however, some individual and disease-specific factors were found to reduce medication compliance. Nurses should be aware of the risk group of these patients and must perform the necessary interventions.

5.Effect of Planned Education Based on Orem’s Self-Care Deficit Theory on Symptom Management, Self-Care Power, and Health Behaviors in the Patients Diagnosed with Heart Failure
Şengül Akdeniz, Zeynep Özer
doi: 10.5543/khd.2021.21007  Pages 100 - 109
Amaç: Çalışmada Orem’in öz bakım modeline dayalı planlı hasta eğitiminin kalp yetersizliği (KY) tanısı alan hastalarda semptom yönetimi, öz bakım gücü ve sağlık davranışları üzerine etkisini değerlendirmektir.
Yöntemler: Deneysel tipte olan bu araştırma 1 Mart-31 Aralık 2012 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinin kardiyoloji servisinde yatan 90 KY hastası ile yapıldı. Hastalar dahil etme kriterlerine uygun olarak müdahale (n=45) ve kontrol grubuna (n=45) ayrıldı. Veriler; Hasta Bilgi Formu, Kalp Yetersizliği Memorial Semptom Değerlendirme Ölçeği, Öz Bakım Gücü Ölçeği, Kalp Yetersizliği Sağlık Davranışları Ölçeği, Dispne ve Yorgunluk Borg Skalası kullanılarak toplandı. Müdahale grubuna, beş kez planlı hasta eğitimi uygulandı. Müdahale grubu, taburcu edilmeden önce ihtiyaçları doğrultusunda planlanan bireysel danışmanlık aldı ve bu çalışma için hazırlanan KY eğitim kitapçığı verildi. Çalışmada kontrol grubu hastalarına sadece standart taburculuk eğitimi verildi. Araştırma verileri t-testi ve ki-kare analizi kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Çalışma sonucunda verilen hasta eğitimine göre müdahale ve kontrol grubu hastalarının KY semptom yönetimi, öz bakım gücü ve KY sağlık davranışları arasında anlamlı fark olduğu saptandı (p<0.05). Eğitim sonrası, müdahale grubunda KY semptom yönetimi, öz bakım gücü ve KY sağlık davranışları ile ilgili istatistiksel olarak olumlu yönde anlamlı bir değişim olduğu (p<0.05), kontrol grubunda ise değişimin olmadığı tespit edildi (p>0.05).
Sonuç: Planlı hasta eğitiminin; KY semptom yönetimi, öz bakım gücü ve KY sağlık davranışları üzerine olumlu etkisi olduğu saptandı.
Objective: In this study, we aimed to investigate the effect of planned patient education and telephone follow-up based on Orem’s self-care deficit theory on symptom management, self-care power, and health behaviors in patients diagnosed with heart failure (HF).
Methods: The study was conducted with 90 patients (45 interventions and 45 controls) who were eligible for the study on the basis of the inclusion criteria. The data were obtained using Patient Information Form, Heart Failure Memorial Symptom Assessment Scale, Self-Care Power Scale, Heart Failure Health Behaviors Scale, and the Dyspnea and Fatigue Borg Scale. The intervention group was trained using planned patient education. The education context used in the study was formed after individual interviews with patients with HF and literature review. The experimental group was given individual consultation planned according to their needs before discharge using a HF education tool prepared for this study and was also given educational booklets. This group was consulted by telephone once a month. The control group was followed with the routine hospital program. Both the groups were evaluated at first interview and in the third month. The data were analyzed using t-test and the chi-squared test.
Results: The study revealed that patient education resulted in significant differences between the intervention and the control groups of patients in HF symptom management, self-care power, and HF health behaviors (p<0.05). At the end of the training for planned patient education, HF symptom management, self-care power, and HF health behaviors changed statistically in a positive way in the intervention group (p<0.05). However, no changes were detected in the control group (p>0.05).
Conclusion: Planned patient education had positive effects on HF symptom management, self-care power, and HF health behaviors.

6.Perceived Social Support and Hopelessness Levels in Patients with Implantable Cardioverter Defibrillator
Melike Çelik, Nuray Enç
doi: 10.5543/khd.2021.46330  Pages 110 - 119
Amaç: Bu araştırma, implante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) takılmış hastaların, algılanan sosyal destek ve umutsuzluk düzeylerini belirlemek ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir.
Yöntemler: Araştırmanın evrenini, İstanbul Anadolu yakasında bir eğitim ve araştırma hastanesi polikliniğine gelen tüm ICD hastaları oluşturdu. Örneklemi ise araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 81 hasta oluşturdu. Veriler konu ile ilgili literatür incelenerek oluşturulan ‘Hasta Bilgileri Anket Formu’, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak toplandı. İstatistiksel analizler için sayı, yüzdelik, aritmetik ortalama, t-testi, tek yönlü varyans analizi, Mann-Whitney U ve Kruskal-Wallis H testi ile Pearson korelasyon analizleri kullanıldı.
Bulgular: Bu araştırma sonucunda, ICD implante edilmiş kadın hastaların arkadaşlarından algıladıkları sosyal destek düzeyleri, erkeklerin algıladıkları sosyal destek düzeylerinden daha yüksek ve evli olan hastaların aileden algılanan sosyal destek düzeyleri, boşanmış olanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulundu. Araştırma sonucunda son bir yıl içinde yoğun bakım ünitesinde yatmayanların arkadaştan algıladıkları sosyal destek puanları, yatanların puanlarından anlamlı olarak yüksek, umutsuzluk puanları ise daha düşük bulundu. Araştırma sonucunda umutsuzluk düzeyinin en çok aileden algılanan sosyal destek düzeyinden etkilendiği, algılanan sosyal desteğin arttıkça da umutsuzluğun azaldığı bulundu.
Sonuç: ICD’li hastalarının poliklinik takiplerinde psikososyal değerlendirmelerine yer verilmesi, sosyal destek algısını dikkate alarak bakımın planlaması ve umutsuzluğa neden olan faktörlerin ve kullanabilecek baş etme yöntemlerinin değerlendirilmesi psikososyal iyilik halini sağlayacaktır.
Objective: This study was conducted to determine the perceived social support and hopelessness levels in patients with implantable cardioverter defibrillator (ICD) and to examine the relationship between them.
Methods: The population of the study included all patients with ICD who came to an outpatient clinic of a training and research hospital on the Anatolian side of İstanbul. The sample consisted of 81 patients who met the inclusion criteria. The data of the study were collected using the Patient Information Questionnaire, Beck Hopelessness Scale, and Multidimensional Scale of Perceived Social Support, which were created by examining the relevant literature. One way analysis of variance, Mann-Whitney U test, Kruskal-Wallis H test, and Pearson correlation analysis were used for statistical analysis.
Results: As a result of this study, it was found that female patients with ICD had higher perceived social support scores from their friends than male patients, and the perceived social support levels of married patients from their families were significantly higher than those who were divorced. The social support scores perceived from friends of those who did not sleep in the intensive care unit in the past year were found to be significantly higher than the scores of inpatients, and their hopelessness scores were found to be lower. It was also found that the level of hopelessness was mostly affected by the level of perceived social support from the family; and as the perceived social support increased, hopelessness decreased.
Conclusion: Including psychosocial evaluations in outpatient clinic follow-ups of patients with ICD, planning care considering the perception of social support, evaluating the factors that cause hopelessness, and the coping methods that can be used will provide psychosocial well-being.

REVIEW
7.COVID-19 Process: Cardiovascular Syndromes and Nursing Care
Mehtap Tan, Yasemin Çıracı Yaşar, İdris Yıldız
doi: 10.5543/khd.2021.72691  Pages 120 - 125
COVID-19 Aralık 2019’da Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkışından kısa süre sonra tüm dünyada salgına neden olmuş ve günlük yaşamda sarsıcı bir etki yaratmıştır. İnsan vücuduna girdiği andan itibaren henüz bilinmeyen etkilerinin de bulunması ile birlikte oldukça ciddi hasarlara neden olan virüs nedeniyle her gün binlerce vaka hastanelerde tedavi altına alınmaktadır. Bu nedenle hastaların hızlı tanılanması, tedavi ve bakımı virüsün olası zararlarını önlemek adına oldukça önemlidir. Bu zararlardan biri de virüsün kardiyovasküler fonksiyonlar üzerindeki etkileri ve bu nedenle yükselen mortalite ve morbidite oranlarıdır. Derlememizin amacı, COVID-19 ile ilişkili kardiyovasküler sendromları tanımlamak ve hemşirelere rehberlik edebilmek amacıyla uygulanabilecek hemşirelik girişimleri hakkında literatür bilgisi sağlamaktır.
COVID-19 caused a pandemic globally shortly after its appearance in Wuhan, China, in December 2019 and had a shocking effect on daily life. Thousands of patients were treated in hospitals every day because of the viral infection, which caused serious damage with its yet unknown effects from the moment it enters the human body. Therefore, rapid diagnosis, treatment, and care of the patients are very important to prevent possible damages from the virus, including the effects of the virus on cardiovascular functions and therefore increased mortality and morbidity rates. In this study, we aimed to provide literature information on nursing interventions that can be applied to identify cardiovascular syndromes associated with COVID-19 and to guide nurses.

8.Extracorporeal Membrane Oxygenation and Nursing Care
Hafize Savaş, Zeliha Özdemir Köken, Sevilay Şenol Çelik
doi: 10.5543/khd.2021.70188  Pages 126 - 133
Dünyada ve Türkiye’de ekstrakorporeal membran oksijenizasyonu (ECMO) uygulama sıklığının ve uygulama sonrası taburculuk oranlarının giderek artması, ECMO uygulanan hastaların özellikli bakımına dikkat çekmektedir. ECMO uygulanan hastalar multidisipliner bir ekip tarafından verilen özel bir bakım gerektirmektedir. Hemşireler bu ekip içerisinde, hem yoğun bakım üniteleri ve kliniklerdeki bakımın hem de taburculuk sonrası sürecin yönetiminde önemli sorumluluklar üstlenmektedir. Bu makalede ECMO uygulamasının temel özellikleri ve ECMO uygulanan hastanın hemşirelik bakımı güncel literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Extracorporeal membrane oxygenation (ECMO) application and post-ECMO discharge rates are increasing globally and in Turkey. Therefore, the specialized care of patients on ECMO is an increasingly important issue. These patients need specialized care delivered by a multidisciplinary team. Nurses play a vital role in both care in intensive care units/clinics and post-discharge process management. This study focuses on the current literature to discuss the main characteristics of ECMO and the nursing care provided to patients on ECMO.

CASE REPORT
9.The Use of Kolcaba Comfort Theory in Nursing Management of a Patient with Vena Cava Superior Syndrome
Berna Cafer Karalar, Canan Bozkurt, Türkan Çalışkan, Yasemin Yıldırım
doi: 10.5543/khd.2021.36349  Pages 134 - 140
Vena Cava Superior Sendromu (VCSS); baş, boyun, kollar ve üst torakstan gelen kanı sağ atriuma boşaltan vena cava dolaşımının obstrüksiyon nedeniyle kesintiye uğraması ve buna bağlı gelişen klinik semptomlar bütünüdür. VCSS’de tümörün yaptığı basıya bağlı birçok semptom görülmektedir. Yaşanan semptomlar nedeniyle hastanın yaşadığı rahatsızlık hissi, bireyin konfor algısında bozulmayı gündeme getirmektedir. Birey üzerinde sıkıntı yaratan durumdan kurtulma, rahata kavuşma olarak ifade edilen konfor kavramı; hemşirelik bakım uygulamaları ile doğrudan ile ilişkilidir. Konfor kavramı ve hasta bireyin konfor ihtiyacı ilk kez Nightingale tarafından dile getirilmiş; hemşirelik kuramı olarak ise Katharina Kolcaba tarafından geliştirilmiştir. Bu olgu raporunda; pandemi döneminde VCSS tanısı alan ve klinikte takip edilen bireyin, Konfor Kuramı kullanılarak yaşadığı sorunlara yönelik hemşirelik bakımının değerlendirilmesi amaçlanmıştır.
Vena Cava Superior Syndrome (VCSS) is a combination of clinical symptoms and interruption of the vena cava circulation owing to obstruction in the vein that drains blood from the head, neck, arms, and upper thorax into the right atrium. In VCSS, many symptoms are seen because of compression caused by a tumor. The feeling of discomfort experienced by the patient brings about the deterioration in the individual’s sense of comfort. The concept of comfort, which is expressed as getting rid of the situation that causes distress for the individual, and attaining comfort is directly related to nursing care practices. The concept of comfort and the comfort need of the ill individual were first mentioned by Nightingale and was developed by Katharina Kolcaba as a nursing theory. In this study, we aimed to evaluate the nursing care of the individual diagnosed with VCSS during the pandemic period and followed up in the clinic using Comfort Theory.



 
 
Copyright © 2016 Turkish Society of Cardiology