| ARAŞTIRMA | |
| 1. | Hipertansiyon Hastalarında Bilinçli Farkındalık ve Öz Etkililik Mindfulness and Self-Efficacy in Hypertension Patients Duygu Kurt, Eylem Paslı Gürdoğandoi: 10.5543/khd.2025.41033 Sayfalar 1 - 6 Amaç: Çalışmada hipertansiyon hastalarının bilinçli farkındalık ve öz etkililik düzeyleri ile bu iki değişken arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki araştırma, üçüncü basamak sağlık hizmeti veren bir kamu hastanesinin kardiyoloji polikliniğine başvuran 152 hipertansiyon hastası ile gerçekleştirildi. Veriler hastaların sosyodemografik, hastalık ve yaşam tarzı ile ilgili özelliklerini içeren Hasta Bilgi Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Hipertansiyon Öz Etkililik Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız Gruplar t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Bulgular: Hastaların Bilinçli Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması 54,91 ± 14,03, Hipertansiyon Öz Etkililik Ölçeği toplam puan ortalaması 52,54 ± 9,99 olarak bulundu. Bilinçli Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalaması ile Hipertansiyon Öz Etkililik Ölçeği toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu belirlendi. Hipertansiyona özel tuzsuz diyet uygulayan (P = 0,001), sebze ve meyve tüketimleri düzenli olan (P = 0,001), düzenli fiziksel egzersiz yapan (P < 0,05), alkol ve sigara kullanmayan (P < 0,05) hastaların Bilinçli Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak daha yüksek olduğu bulundu. Antihipertansif ilaçlarını düzenli olarak kullanan (P < 0,05), evde kan basıncı ölçümlerini yaptığını/yaptırdığını belirten (P = 0,001), hipertansiyona özel tuzsuz diyet uygulayan (P = 0,001), sebze ve meyve tüketimleri düzenli olan (P = 0,001), düzenli fiziksel egzersiz yapan (P = 0,001), alkol kullanmayan (P < 0,05) ve sigara kullanmayan (P < 0,05) hastaların Hipertansiyon Öz Etkililik Ölçeği toplam puan ortalamalarının istatistiksel olarak daha yüksek olduğu tespit edildi. Sonuç: Hipertansiyon hastalarının bilinçli farkındalıkları ve öz etkililikleri ortalamanın üzerindedir. Hastaların bilinçli farkındalıkları arttıkça öz etkililik düzeyleri de artmaktadır. |
| 2. | Kalp Yetersizliği Olan Geriatrik Hastalarda Kırılganlık, Öz Bakım Davranışları ve Hastaneye Yeniden Yatış Sıklığı Arasındaki İlişki The Relationship Between Frailty, Self-Care Behaviors, and Frequency of Rehospitalization in Geriatric Patients with Heart Failure Ezgi Mutluay Yayla, Mehmet Ağaslandoi: 10.5543/khd.2025.80488 Sayfalar 7 - 15 Amaç: Bu araştırma, kalp yetersizliği olan geriatrik hastalarda kırılganlık, öz bakım davranışları ve hastaneye yeniden yatış sıklığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapıldı. Yöntem: Bu araştırma, bir devlet hastanesinin kardiyoloji servislerinde yatarak tedavi gören, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 65 yaş ve üzeri 205 kalp yetersizliği tanılı hastayla yürütüldü. Araştırmanın verileri, ‘‘Kişisel ve Tıbbi Özellikler Formu’’, ‘‘Edmonton Kırılganlık Ölçeği’’ ve Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışları Ölçeği’’ kullanılarak toplandı. Verilerin analizi, “Statistical Package for Social Science (SPSS)” 22 programı kullanılarak %95 güven aralığında ve P < 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 74,40 ± 7,25 olarak belirlendi. Yapılan istatistiksel analizlere göre hastaların Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışları Ölçeği toplam puan ortalamasının 32,74 ± 7,29 ve Edmonton Kırılganlık Ölçeği EKÖ puan ortalamasının 8,78 ± 3,92 olduğu saptandı. Hastaların kırılganlık ile öz bakım davranışları ölçek puanları arasında yüksek düzeyde pozitif yönde; kırılganlık düzeyi ile hastaneye yeniden yatış sıklığı arasında zayıf düzeyde pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlendi (P < 0,01). Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışları Ölçeği puanları Edmonton Kırılganlık Ölçeği puanlarındaki değişimin %52’sini açıklamaktadır (R2 = 0,520). Sonuç: Kalp yetersizliği olan geriatrik hastaların %69,2’sinin çeşitli düzeylerde kırılgan olduğu, %69,3’ünün öz bakım davranışlarının uygun olduğu ve %50,2’sinin en az bir defa kalp yetersizliği sebebiyle hastaneye yattığı sonucuna varıldı. Bu sonuçlar doğrultusunda hemşireler tarafından, kalp yetersizliği olan geriatrik hastalarda kırılganlık düzeyinin ve öz bakım davranışlarının eş zamanlı değerlendirilmesi, gereksinimleri doğrultusunda eğitim programlarının düzenlenmesi önerilir. |
| 3. | Kardiyoloji Hastalarında Braden Basınç Yaralanması Risk Değerlendirme Ölçeği’nin Bağımsız Gözlemciler Arası Uyumunun Değerlendirilmesi Evaluation of Independent Interobserver Agreement of the Braden Pressure Injury Risk Assessment Scale in Cardiology Patients Şerife Kelle Dikbaş, Huriye Arslaner, Funda Büyükyılmazdoi: 10.5543/khd.2025.78942 Sayfalar 16 - 24 Amaç: Bu araştırma, klinik ortamlarda yaygın bir şekilde kullanılan “Braden Basınç Yaralanması Risk Değerlendirme Ölçeği (BBYRDÖ)”nin bağımsız gözlemciler arası uyum çalışması ile güvenilirliğinin doğrulanması amacıyla yapıldı. Yöntem: Metodolojik türde planlanan bu çalışma, örnekleme dahil edilme kriterlerini sağlayan 60 hasta ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Hasta Bilgi Formu ve BBYRDÖ kullanıldı. Basınç yaralanması riski, iki bağımsız araştırmacı tarafından değerlendirildi. Çalışmada elde edilen bulguların değerlendirilmesinde, gözlemciler arası uyum sınıf içi korelasyon katsayısı (Intraclass Correlation Coefficient-Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı-ICC) analizi kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında, anlamlılık P < 0,05 düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 65,80 ± 11,94 yıl olup, %73,3’ü erkekti. En sık görülen kronik hastalıklar hipertansiyon (%58,3) ve diyabetes mellitus (%43,3) olarak tespit edildi. Gözlemciler arasında BBYRDÖ’nün “Duyusal Algı”, “Aktivite”, “Mobilite”, “Beslenme” ve “Sürtünme-Kayma” alt boyut puanları açısından “mükemmel uyum”, “Nemlilik” alt boyut puanı arasında “iyi uyum” saptandı. Ölçeğin toplam puanı için gözlemciler arası uyumun mükemmel ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (ICC = 0,924, P = 0,001; P < 0,05). Sonuç: BBYRDÖ’ye ilişkin bağımsız gözlemciler arası uyumun mükemmel (0,92) ve istatistiksel olarak anlamlı bir uyum gösterdiği saptandı (ICC = 0,924, P = 0,001). Bu doğrultuda BBYRDÖ’nün hemşireler tarafından basınç yaralanma riskinin belirlenmesinde güvenilir bir ölçme aracı olarak kullanılması önerilir. |
| 4. | Acil Servise Başvuran Hipertansiyon Hastalarının Sağlık Okuryazarlık Düzeyi Health Literacy Level of Patients with Hypertension Presenting to the Emergency Department Merve Albayrak, Güler Duru Aşiretdoi: 10.5543/khd.2026.82788 Sayfalar 25 - 33 Amaç: Bu çalışmada, acil servise başvuran hipertansiyon hastalarının sağlık okuryazarlık düzeyinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı tipteki çalışma, Şubat-Mayıs 2024 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin acil servisine başvuran 250 hipertansiyon hastası ile yapılmıştır. Veriler; Tanıtıcı Bilgi Formu ve Sağlık Okuryazarlık Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Tukey Testi kullanılmıştır. Bulgular: Hastaların hipertansiyon tanı yılının 7,70 ± 7,03 olduğu ve %84,8’inin hipertansiyon ilaçlarını düzenli kullandığı belirlenmiştir. Hipertansiyon hastalarının sağlık okuryazarlığının orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Hastaların Sağlık Okuryazarlık Ölçeği toplam puan ortalamasının; 65 yaş altı, evli, lise ve üzeri eğitimi olan, ilde yaşayan ve çalışmayanlarda, hastalık süresi 10 yıldan kısa, hastanede yatış öyküsü olmayan ve düzensiz ilaç kullananlarda daha yüksek olduğu ve istatistiksel olarak önemli derecede farklı olduğu tespit edilmiştir (P < 0,05). Sonuç: Çalışmada, acil servise başvuran hipertansiyon hastalarının sağlık okuryazarlığının orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyinin artırılması yönelik faaliyetler planlanırken, sağlık okuryazarlığı ile ilgili araştırmada bulunan özellikler göz önünde bulundurulmalıdır. |
| 5. | Koroner Anjiyografi Uygulanan Hastalarda İmmobilizasyon, Çevresel Stresörler ve Anksiyete Arasındaki İlişki The Relationship Between Immobilization, Environmental Stressors, and Patient Anxiety in Patients Undergoing Coronary Angiography Büşra Şen Kalaman, Hanife Durgundoi: 10.5543/khd.2026.09326 Sayfalar 34 - 40 Amaç: Bu çalışma, koroner anjiyografi uygulanan hastalarda immobilizasyon süresi, çevresel stresörler ve anksiyete düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı türdeki bu araştırma, Karadeniz Bölgesi'nde bir üniversite hastanesinin koroner yoğun bakım ünitesinde yatan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 255 koroner anjiyografi hastasıyla gerçekleştirilmiştir. Temmuz 2022 - Temmuz 2023 tarihleri arasında Kişisel Bilgi Formu, Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve Yoğun Bakım Çevresel Stresörler Ölçeği kullanılarak veriler toplanmıştır. Veriler SPSS v26 programında analiz edilmiş ve istatistiksel anlamlılık P < 0.05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 59.19±11.82 yıl, hareketsiz yatış süresi ise 6.25±1.79 saat olarak saptanmıştır. Ortalama ölçek puanları 123.71±21.71 (Çevresel Stresörler), 53.70±8.86 (Durumluk Kaygı) ve 47.22±6.10 (Sürekli Kaygı) olarak belirlenmiştir. İmmobilizasyon süresi ile çevresel stres ve kaygı düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, çevresel stres ile durumluk ve sürekli kaygı düzeyleri arasında zayıf fakat anlamlı bir pozitif ilişki bulunmuştur. Sonuç: Koroner anjiyografi uygulanan hastaların çevresel stres düzeyleri ortalamanın üzerinde, kaygı düzeyleri ise orta seviyede bulunmuştur. Ayrıca, çevresel stres, hastaların kaygı düzeylerini önemli ölçüde etkilemiştir. Klinik ortamda çevresel stres faktörlerinin azaltılması, hasta konforu ve psikolojik iyilik hali için önemlidir. |
| 6. | Kalp Yetmezliği Hastalarında Akılcı İlaç Kullanımı, Sağlık Okuryazarlığı ve Öz Bakım Davranışları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi Investigation of the Relationship between Rational Drug Use, Health Literacy and Self-Care Behaviors in Heart Failure Patients İhsan Tan, Hatice Polatdoi: 10.5543/khd.2026.30306 Sayfalar 41 - 48 Amaç: Bu araştırmanın temel amacı, kalp yetmezliği tanısı almış bireylerde akılcı ilaç kullanımı, sağlık okuryazarlığı düzeyi ve öz bakım davranışları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte yürütülen çalışmaya, Atatürk Üniversitesi Araştırma Hastanesi kardiyoloji kliniğinde kalp yetersizliği tanısıyla yatarak tedavi gören 215 hasta dahil edildi. Araştırmanın verileri Tanıtıcı Bilgi Formu, Akılcı İlaç Kullanım Ölçeği (AİKÖ), Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği–32 (TSOYÖ-32) ve Avrupa Kalp Hastalıkları Öz Bakım Davranışı Ölçeği–12 (AKHÖBDÖ-12) kullanılarak toplandı. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, t-testi, varyans analizi, Pearson korelasyon ve regresyon analizleri kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Katılımcıların akılcı ilaç kullanımı ölçeği puan ortalaması 47,33 ± 5,36, sağlık okuryazarlığı ölçeği puan ortalaması 25,39 ± 11,29 ve öz bakım davranışları ölçeği puan ortalaması 28,16 ± 6,66 olarak bulundu. Katılımcıların %48,4’ünün sağlık okuryazarlığı düzeyi yetersiz, %91,2’sinin ise uygun düzeyde öz bakım davranışlarına sahip olduğu saptandı. Akılcı ilaç kullanımı ile sağlık okuryazarlığı arasında pozitif yönlü, öz bakım davranışları arasında ise negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki belirlendi (P < 0,05). Regresyon analizinde, sağlık okuryazarlığının öz bakım davranışlarındaki değişimin %34,3’ünü açıkladığı; akılcı ilaç kullanımının ise öz bakım davranışlarını anlamlı düzeyde yordamadığı saptandı. Sonuç: Bu araştırmanın bulguları, kalp yetmezliği olan bireylerde akılcı ilaç kullanım düzeyinin orta, sağlık okuryazarlığı düzeyinin yetersiz ve öz bakım davranışlarının yeterli düzeyde olduğunu göstermektedir. Sağlık okuryazarlığı düzeyindeki artışın akılcı ilaç kullanım eğilimini olumlu yönde etkilediği saptandış; buna karşın akılcı ilaç kullanımının, öz bakım davranışları üzerinde tek başına istatistiksel olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı belirlendi. |
| 7. | Bir Üniversite Hastanesinde Yatarak Tedavi Alan Hipertansif Hastaların Hipertansiyon Öz Etkililik Düzeyleri ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi Determination of Hypertension Self-Efficacy Levels and Factors Affecting Hypertensive Patients Receiving Inpatient Treatment in a University Hospital Emine Derya İster, Merve Gülpak, Ayşe Aslı Oktay Gökdoi: 10.5543/khd.2026.49354 Sayfalar 49 - 54 Amaç: Bu çalışmada bir üniversite hastanesinde yatarak tedavi alan hipertansif hastalarda hipertansiyon öz etkililik düzeyleri ve öz etkililik düzeylerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlandı. Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel desende yapılan bu araştırmanın örneklemini bir üniversite hastanesinin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatarak tedavi ve bakım alan 221 hasta oluşturdu. Araştırmada veriler, “hasta tanıtım formu” ve “Hipertansiyon Öz Etkililik Ölçeği (HT-ÖEÖ)” kullanılarak toplandı. Anlamlılık düzeyi P < 0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Hastaların %58,8’i 65 yaş ve üzerinde, %60,2’si kadındı. Hastaların %42,5’inde 11 yıl ve üzerinde hipertansiyon tanısının bulunduğu, %57,5’inin ailesinde hipertansiyon hastalığının olduğu belirlendi. Hastaların %71,5’inin hipertansiyon harici en az bir kronik hastalığının olduğu, %35,7’sinin obez olduğu ve %76,0’ının dahili kinikte yatarak tedavi aldığı saptandı. Hastaların hipertansiyon öz etkililik ölçeği puan ortalaması 59,44 ± 9,07’dir. Hastaların hipertansiyon öz etkililik ölçeği puan ortalamalarını sosyal güvence varlığı, ailede hipertansiyon hastalığı varlığı, beden kitle indeksi ve tedavi alınan klinik faktörlerinin etkilediği tespit edildi (P < 0,05). Yapılan korelasyon analizine göre kilo ve beden kitle indeksi ile hipertansiyon öz etkililik ölçeği arasında negatif yönde ilişki olduğu saptandı (P < 0,05). Sonuç: Üçüncü basamak bir hastanenin dahili ve cerrahi kliniklerinde yatan hipertansif hastaların öz etkililik düzeylerinin ortalamanın üzerinde olduğu, beden kitle indeksi ve vücut ağırlığı fazla olan hipertansif bireylerin öz etkililik düzeylerinin daha düşük olduğu sonucuna ulaşıldı. |
| DERLEME | |
| 8. | Kardiyak ERAS Protokolünde Güncel Yaklaşımlar ve Hemşirelik Bakımı Current Approaches and Nursing Care in the Cardiac ERAS Protocol Mert Öz, Aynur Kaynar Şimşekdoi: 10.5543/khd.2025.45087 Sayfalar 55 - 62 Cerrahi Sonrası İyileşmeyi Hızlandırma [Enhanced Recovery After Surgery (ERAS)] protokolleri, cerrahi girişimlerin ardından mortalite ve morbidite oranlarını azaltmayı, hastanede yatış süresini kısaltmayı ve hasta memnuniyetini artırmayı hedefleyen, tüm perioperatif süreci kapsayan kanıta dayalı bütüncül bir bakım modeli sunmaktadır. Özellikle yüksek riskli operasyonları içeren kardiyak cerrahi alanında bu protokollerin uygulanmasında çeşitli güçlüklerle karşılaşılmakta ve multidisipliner ekipler arasında güçlü bir iş birliği gerekmektedir. Bu ekibin bir üyesi olan hemşireler ERAS protokollerinin etkin biçimde uygulanmasında temel aktör konumundadır. Güncel literatür, hemşirelerin ameliyat öncesi danışmanlık ve hasta eğitimi sağlamaları, ameliyat sırası dönemde hasta güvenliğini sürdürmeleri ve cerrahi sürece aktif katkıda bulunmaları ile ameliyat sonrası dönemde izlem, ağrı yönetimi, beslenme takibi, erken mobilizasyonun teşviki gibi kritik görevleri üstlendiklerini ortaya koymaktadır. Bu roller, hemşirelerin yalnızca bakım sağlayıcı değil, aynı zamanda tedavi sürecinin yönlendirici ve dönüştürücü unsurları olduklarını göstermektedir. Protokolün başarısında anahtar rol oynayan hemşirelerin bilgi ve beceri düzeylerini artırmaları ERAS protokollerinin uygulanması ve etkinliğinin devam ettirilmesine olanak sağlar. Bu bağlamda söz konusu derleme çalışması, kardiyak cerrahide uygulanan güncel ERAS protokollerini incelemeyi ve hemşirelerin bu protokollerin uygulanmasında perioperatif süreçte üstlendikleri kritik, dönüştürücü ve sürdürülebilir rollerinin altını çizmeyi hedeflemektedir. |
Copyright © 2026 Kardiyovasküler Hemşirelik Dergisi
