E-ISSN 2149-4975 Anasayfa   |  İletişim    |  EN
 
Cilt : 10 Sayı : 23 Yıl : 2019
Son Sayı Erken Baskı Arşiv Popüler Makaleler

   
Hızlı Arama





 
Turk J Card Nur: 10 (23)
Cilt: 10  Sayı: 23 - Aralık 2019
�zetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA
1.
Kalp Yetersizliği Hastalarında Ölüm Kaygısının Belirlenmesi
Determination of Death Anxiety in Heart Failure Patients
Betül Bayrak, Sıdıka Oğuz, Zozan Karabulut, Selman Çelik, Cemal Kodak
doi: 10.5543/khd.2019.09226  Sayfalar 97 - 104
Amaç: Bu tanımlayıcı ve kesitsel çalışma, kalp yetersizliği (KY) hastalarında ölüm kaygısının belirlenmesi amacıyla yapıldı.
Yöntemler: Araştırma, İstanbul’da bulunan iki eğitim ve araştırma hastanesinin kardiyoloji servislerinde Aralık 2018 - Mayıs 2019 tarihleri arasında yatan 150 KY hastası ile yapıldı. Araştırma verilerinin elde edilmesinde “Anket Formu” ve “Thorson – Powel Ölüm Kaygısı Ölçeği” kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, independent sample t testi ve One-way ANOVA testi kullanıldı.
Bulgular: Hastaların yaş ortalaması 66.53±9.07 olup %55.3’ü erkektir. Hastaların %38’inde diyabet, %78.3’ünde hipertansiyon vardır. Hastaların %34’ü NYHA evre 2 KY hastasıdır. Çalışmaya katılan hastaların Thorson-Powel Ölüm Kaygısı Ölçeğinden aldığı puan ortalaması 56.80±16.55 olarak bulundu. 65 yaşın altındaki hastalarda, kadınlarda, lise mezunlarında, bekarlarda, geliri giderinden az olanlarda ölüm kaygısı yüksek ancak istatstiksel olarak anlamlı değildir (p>0.05). NYHA sınıflamasına göre evre 4’teki KY hastalarında, çalışmayan hastalarda ve ölümü endişe uyandıran bir kavram olarak gören hastalarda ölüm kaygısı daha yüksek olup istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05).
Sonuç: Çalışmaya katılan hastalar ölüm kaygısını orta düzeyde yaşamaktadırlar. NYHA sınıflaması evre 4’ teki hastalarda, çalışmayanlarda, ölümü endişe uyandıran bir kavram olarak gören hastalarda ölüm kaygısı artmaktadır.
Objective: This descriptive and cross-sectional study was conducted to determine death anxiety in patients with heart failure (HF).
Methods: The study was conducted with 150 HF patients hospitalized in the cardiology departments of two training and research hospital in Istanbul between December 2018 and May 2019. Data were collected by using the Questionnaire and Thorson Powel Death Anxiety Scale. Descriptive statistics, independent sample t test and One-way ANOVA test were used to evaluate the data.
Results: The mean age of the patients was 66.53±9.07 and 55.3% were male. 38% of the patients had diabetes and 78.3% had hypertension. 34% of the participants were NYHA stage 2 HF patients. The mean score obtained from Thorson-Powel Death Anxiety Scale was 56.80±16.55. Death anxiety in patients under 65 years, women, high school graduates, singles and under-income was high but not statistically significant (p>0.05). Death anxiety scores was significantly higher in patients of NYHA stage 4 HF, patients who did not work and patients who considered death as a worrying concept (p>0.05).
Conclusion: The patients who participated in the study experienced moderate death anxiety. Death anxiety increases in patients of NYHA classification stage 4, patients who did not work and patients who saw death as a worrying concept.

2.
Miyokart İnfarktüsü Geçiren Hastalara Bakım Verenlerin Bakım Verme Yükü ve Psikososyal Uyumları Arasındaki İlişki
The Correlation Between Caregiver Burden and Psychosocial Adjustment of Caregivers of Patients with Myocardial Infarction
Didem Önal, Leyla Baysan Arabacı, Ece Mutlu
doi: 10.5543/khd.2019.48343  Sayfalar 105 - 113
Amaç: Çalışma, Miyokart İnfarktüsü (Mİ) geçiren hastalara bakım verenlerin bakım verme yükü ve hastalığa psikososyal uyumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla planlanmıştır.
Yöntemler: Tanımlayıcı-kesitsel nitelikteki araştırma Kasım 2015–Ocak 2016 tarihler arasında bir üniversite hastanesinin Kardiyoloji kliniğinde, miyokart infarktüsü(MI) tanısı ile tedavi gören hastalara bakım veren ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 kişi ile yürütülmüştür. Veriler; “Tanıtıcı Bilgi Formu (TBF), Bakım Verme Yükü Ölçeği (BVYÖ) ve Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) ile toplanmıştır. Tanımlayıcı veriler için sayı yüzde dağılımı, değişkenler arası ilişkiyi değerlendirmek için korelasyon analizi yapılmıştır.
Bulgular: Bakım verenlerin %72.5’i ilk-orta öğrenim mezunu olup, %34’ü ev hanımı ve %60’ı hastanın eşidir. Bakım verenlerin bakım verme yükü ölçek puan ortalaması ve hastalığa psikososyal uyum toplam ve alt ölçek puan ortalamaları ortalamanın altında bulunmuştur. İki değişken arasındaki ilişki değerlendirildiğinde “Sağlık Bakımına Oryantasyon” alt ölçeği dışındaki (p>0.05) tüm alt ölçek (Aile Çevresi, Sosyal Çevre, Psikolojik Disstres, Mesleki Çevre, Seksüel İlişki ve Geniş Aile İlişkileri) puan ortalamaları ile bakım verme yükü ölçek puan ortalaması arasında ilişki bulunmuştur (p<0.05).
Sonuç: Akut olarak yaşanan Miyokart İnfarktüsü sonrası bu bireylere bakım verenlerin düşük düzeyde sıkıntı hissettikleri, hastalık sürecine psikososyal uyumlarının orta düzeyde iyi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, bakım vermekten dolayı hissettikleri sıkıntı arttıkça, sağlık bakımına oryantasyonları hariç, hastalığa psikososyal (aile, sosyal, mesleki çevre, seksüel ve psikolojik) uyumları bozulmaktadır.
Objective: The research was planned for the purpose of evaluating the correlation between caregiving burden and psychosocial adjustment of individuals taking care of patients who had suffered Myocardial Infarction (MI).
Methods: The descriptive and cross-sectional research was conducted with 200 people who were taking care of patients receiving treatment due to the diagnosis of Myocardial Infarction (MI) in the Cardiology clinic of a university hospital between November 2015 – January 2016. Data were collected with “Introductory Information Form (IIF), Caregiving Burden Scale (CBS) and Psychosocial Adjustment to Illness Scale-Self Report (PAIS-SR). Number and percentage distribution were used for descriptive data and correlation analysis was performed to evaluate the correlation between the variables.
Results: 72.5% of the caregivers were primary-secondary education graduates, 34% were housewives and 60% were the patient’s spouse. The caregivers’ score averages of caregiving burden scale and total and subscale score averages of PAIS-SR were found to be below the average. Evaluating the correlation between the two variables; it was found that there was correlation between all subscale score averages (vocational environment, sexual relationship, social environment, psychological distress, relationship with partner and family), except the subscale of “health care orientation” (p>0.05) and the score average of caregiving burden scale (p<0.05).
Conclusion: It was determined that individuals taking care of patients who had suffered an acute Myocardial infarction felt lower levels of distress and their psychosocial adjustment throughout the illness was moderately good. In addition, as their caregiving-related distress increases, their psychosocial (family, social, occupational circle, sexual and psychological) adjustment to illness, except their orientation to healthcare gets spoiled.

3.
Kalp Yetersizliği Hastalarında Öz Bakımı Değerlendirme ve Etkileyen Risk Faktörlerin Belirlenmesi
Assessment of Self-care in Heart Failure Patients and Determination of Risk Factors Affecting
Betül Bayrak, Gülay Yıldırım, Sıdıka Oğuz, Çağla Sağaltıcı, Elif Doğanay, Fatmanur Özdemir, Ömer Faruk Enez
doi: 10.5543/khd.2019.68552  Sayfalar 114 - 121
Amaç: Bu araştırmada kalp yetersizliği hastalarında öz bakımı değerlendirme ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlandı.
Yöntemler: Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olup bir eğitim ve araştırma hastanesinde gerçekleşti. Bu araştırmanın evreni Aralık 2017-Mayıs 2018 tarihleri arasında çalışmanın yapıldığı hastanenin kardiyoloji kliniklerinde yatan kalp yetersizliği tanısı almış tüm hastalar, örneklemini ise Aralık 2017 Mayıs 2018 tarihleri arasında kardiyoloji kliniklerinde yatmakta olan 210 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Anket Formu ve Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranış Ölçeği kullanıldı. Tanımlayıcı Anket Formu toplam 15 sorudan oluşmaktadır. Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranış Ölçeği Jaarsma ve arkadaşları tarafından 2003 yılında geliştirilmiş, Baydemir ve arkadaşları tarafından 2013 yılında ölçeğin Türkçe geçerlik, güvenirliği yapılmıştır. Ölçek 5 likert tipi olan 12 maddeden oluşmaktadır. Ölçeğin total puanı 12-60 arası değişmekte olup, 12-36 puan öz bakım davranışının uygun ve 37-60 arası puan öz bakım davranışının yetersiz olduğunu göstermektedir. Veriler yüzdelik, ki kare testi kullanılarak değerlendirildi.
Bulgular: Bu çalışmada yaşlı olan hastaların ve obez hastaların öz bakım davranışlarının yetersiz olduğu belirlendi (sırasıyla; p=0.000, p=0.003). Eğitim durumu ortaöğretim, lise ve üniversite olanların, sigara kullanmayanların ve kronik hastalığı olmayanların öz bakım davranışlarının yeterli olduğu saptandı (sırasıyla; p=0.000, p=0.000, p=0.026). Çalışmamıza göre Avrupa Kalp Yetersizliği Öz Bakım Davranışı Ölçeği’nden alınan toplam puanlara bakıldığında minimum değer 14; maksimum değer 53; ortalama değer ise 30.57 olduğu bulundu.

Sonuç: Bu çalışmada genel olarak hastaların öz bakım davranışlarının orta seviyede olduğu belirlendi. Yaşlılık, obezite, sigara kullanma ve kronik hastalık varlığı öz bakımı olumsuz yönde etkileyen faktörler arasında yer almaktadır.
Objective: In this study, it was aimed to determine self care behaviours in heart failure patients.
Methods: The study was descriptive and cross sectional in nature and was conducted in a training and research hospital. The study population consisted of all patients with heart failure diagnosed in cardiology clinics of the hospital between December 2017 and May 2018 and 210 sample of whom were in cardiology clinics between December 2017 and May 2018. Descriptive Questionnaire Form and The European Heart Failure Self Care Behavior Scale were used to collect data. The questionnaire consists of 15 questions in total. The European Heart Failure Self Care Behavior Scale was developed by Jaarsma et al. in 2003, and validity and reliability of the scale were determined by Baydemir et al. in 2013. The scale consists of 12 items of 5 Likert type. The total score of your scale ranged from 12 to 60, indicating that self care behaviors of 12-36 points were appropriate and self care behaviors of 37-60 points were inadequate. Data were evaluated using percentage, chi-square test.
Results: It was determined that the self care behaviors of elderly patients and obese patients were inadequate in this study (p=0.001, p=0.01 respectively).It was found that self care behaviors of those with secondary education, high school and university education, non smokers and non chronic ones were sufficient (p=0.001, p=0.001, p=0.05 respectively). Based on the total scores of the The European Heart Failure Self Care Behavior Scale, the minimum score is 14; maximum 53; mean value was found to be 30.57.
Conclusion: In this study, it was determined that the patients' self care behaviors were in the middle level. Self care behaviors fall in the presence of old age, obesity, smoking and chronic illness.

4.
Hipertansiyon Hastalarının İlaç Uyum Düzeyleri İle Spirütüel İyi Oluşları Arasındaki İlişkinin Belirlenmesi
Determination of the Relationship between Drug Compliance Levels and Spiritual Well-Being of Hypertension Patients
Güler Duru Aşiret, Cansu Okatan
doi: 10.5543/khd.2019.66376  Sayfalar 122 - 128
Amaç: Bu araştırma, hipertansiyon hastalarının tedaviye uyum düzeyi ile spirütüel iyi oluşları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır.
Yöntemler: Araştırma, Aralık 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında bir eğitim araştırma hastanesinin dahili kliniklerinde yatarak tedavi gören, en az 6 ay önce hipertansiyon tanısı almış ve çalışmaya katılmaya gönüllü 228 hasta ile yapıldı. Araştırmanın verileri hastaların sosyodemografik özellikleri ve hastalığa ilişkin özelliklerinin tanıtıldığı tanıtıcı bilgi formu, İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği Kısa Formu ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeği kullanılarak araştırmacılar tarafından yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Kruskall Wallis analizi ve Spearman korelasyon testi kullanıldı.
Bulgular: Çalışma kapsamındaki hipertansiyon hastalarının İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği Kısa Formu puan ortalamasının 47.12±7.81 ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeği toplam puan ortalamasının ise 130.32±8.25 olduğu saptandı. Çalışma kapsamındaki bireylerin İlaç Tedavisine Bağlılık/Uyum Öz-Etkililik Ölçeği Kısa Formu ve Spiritüel İyi Oluş Ölçeği’den aldıkları puanların ortalamaları arasındaki ilişki incelediğinde; iki ölçek toplam puan ortalaması arasında pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlenmiştir (r=0.198, p=0.003).
Sonuç: Çalışma kapsamındaki hipertansiyon hastalarının ilaç uyumunun ve spiritüel iyilik halinin yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Hastaların spiritüel iyilik hali düzeyi arttıkça ilaç uyumlarının da arttığı belirlendi.
Objective: The aim of this study was to determine the relationship between treatment compliance and spiral well-being of hypertensive patients.
Methods: The study was conducted between December 2018 and May 2019 with 228 patients who were hospitalized in the internal clinics of a training research hospital, diagnosed with hypertension at least 6 months ago and volunteered to participate in the study. The data of the study were collected by face-to-face interviews by using the descriptive information form, sociodemographic characteristics of the patients and the characteristics of the disease, the Medication Adherence Self-Efficacy Scale-Short Form in hypertensive patients and Spiritual Well-Being Scale. The study was conducted between December 2018 and May 2019 with 228 patients who were hospitalized in the internal clinics of a training research hospital, diagnosed with hypertension at least 6 months ago and volunteered to participate in the study. Number, percentage, mean, standard deviation, Kruskall Wallis analysis and Spearman correlation test were used for statistical evaluation of the data.
Results: It was found that the mean scores of the Medication Adherence Self-Efficacy Scale-Short Form in hypertensive patients were 47.12±7.81 and the mean total score of the Spiritual Well-Being Scale was 130.32±8.25. When the relationship between the mean scores of the scores obtained from the Medication Adherence Self-Efficacy Scale-Short Form in hypertensive patients and Spiritual Well-Being Scale was examined; there was a positive relationship between two scales total score mean (r=0.198, p=0.003).
Conclusion: It was determined that drug compliance and spiritual well-being of hypertension patients in the study were high. It was determined that as the level of spiritual well-being of patients increased, drug compliance increased.

5.
Miyokard İnfarktüsü Geçirmiş Hastalarda Algılanan Stresin Belirlenmesi
Determination of Perceived Stress in Patients with Myocardinal Infarction
Betül Bayrak, Sıdıka Oğuz, Saadet Arslan, Büşra Candar, Sebih Keleş, Burçin Karagöz, Gülbahar Akpınar
doi: 10.5543/khd.2019.09719  Sayfalar 129 - 137
Amaç: Bu araştırma Miyokart İnfarktüsü (Mİ) geçirmiş hastalarda algılanan stresin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı.
Yöntemler: Araştırma, İstanbul ilinde bir eğitim ve araştırma hastanesinin kardiyoloji servislerinde Ocak-Mayıs 2019 tarihleri arasında yatan 300 Mİ geçirmiş hasta ile yapıldı. Veriler “Anket Formu” ve “Algılanan Stres Ölçeği-14 (ASÖ-14)” kullanılarak toplandı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, One-way ANOVA ve paired sample t testi kullanıldı.
Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 61.84±14 olup, %67.3’ü erkektir. Hastaların %82.3’ünün komorbid hastalığı, %64.7’sinin hipertansiyonu, %44.3’ünün diyabeti vardır ve %56.7’si ilk kez Mİ geçirmiştir. Mİ geçirdikten sonra hastaların %54.8’ inin endişeli, %55’ inin stresli olduğu belirlendi. Çalışmaya katılan hastaların algılanan stres puan ortalaması 25.94±6.86 bulundu. Eğitim seviyesi ve geliri düşük, komorbid hastalığı, diyabeti ve hipertansiyonu olan ve düzenli ilaç kullanmayan hastaların algılanan stres puanı anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05). Ayrıca hobisi olmayan, fiziksel aktivite yapmayan ve Mİ sonrası kendini endişeli hisseden hastaların algılanan stres puanı anlamlı düzeyde yüksek bulundu (p<0.05).
Sonuç: Çalışmaya katılan hastaların stres düzeyi normal olup stresle başa çıkabildikleri tespit edildi. Düşük gelir, komorbid hastalık, hipertansiyon, diyabet, düzenli ilaç kullanmamak, hobinin olmaması, fiziksel aktivite yapmamak algılanan stres düzeyini arttırmaktadır.
Objective: This study was planned to determine perceived stress in patients with myocardial infarction.
Methods: The study was conducted with 300 patients with myocardial infarction who were hospitalized in the cardiology department of a training and research hospital in Istanbul between January-May 2019. Data were collected using “Questionnaire” and “Perceived Stress Scale-14 (AS-14)”. Descriptive statistics, One-way ANOVA and paired sample t test were used for data analysis.
Results: The mean age of the patients was 61.84±14 and 67.3% were male. Of the patients, 82.3% had comorbid disease, 64.7% had hypertension, 44.3% had diabetes, and 56.7% had myocardial infarction for the first time. After myocardial infarction, 54.8% of the patients were anxious and 55% were stressful. Mean perceived stress score of the patients included in the study was 25.94±6.86. Perceived stress scores of the patients with low education level and income, comorbid disease, diabetes and hypertension who did not use regular medication were found significantly higher (p<0.05). In addition, the perceived stress scores of the patients without hobby, not doing physical activity and feeling anxious after myocardial infarction were significantly higher (p<0.05).

Conclusion: The stress level of the patients participating in the study was normal and they were able to cope with stress. Low income, comorbid disease, hypertension, diabetes, not using regular medication, lack of hobby, and lack of physical activity increase perceived stress level.

6.
Akut Koroner Sendromlu Hastaların Yaşam Kalitesinin Değerlendirilmesi
Evaluation of the Quality of Life of Patients with Acute Coronary Syndrome
Şeyma Demir, Zeynep Özer
doi: 10.5543/khd.2019.06078  Sayfalar 138 - 144
Amaç: Akut koroner sendrom bireylerin sosyal ve kişisel ilişkileri, mesleki durumları, günlük aktiviteleri ve yaşam kalitesi ile ilgili önemli sağlık boyutlarını etkiler. Çalışma, akut koroner sendromlu hastaların yaşam kalitesini etkileyen faktörleri belirlemeyi ve bu faktörler arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamıştır.
Yöntemler: Tanımlayıcı kesitsel çalışma 370 akut koroner sendromlu hasta ile yapıldı. Veriler Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi İndeksi-Türkçe Versiyonu ile toplandı. Tanımlayıcı istatistikler hesaplandı. Değişkenlerin yaşam kalitesi puanları üzerindeki etkilerin belirlenmesinde bağımsız örneklem t testi, tek yönlü anova ve çoklu regresyon analizi kullanıldı.
Bulgular: On değişken toplam ölçek puanı ile ilgili yaşam kalitesinin %31’ini açıkladı (R=0.56, R2=0.31, p<0.001). Yaş (β=-9.39, p=0.001), medeni durum (β=-46.06, p<0.001), eğitim düzeyi (β=3.06, p=0.016), gelir-gider dengesi (β=16.77, p=0.012), önceki infarktüs sayısı (β=-5.23, p=0.028) ve düzenli egzersiz yapma (β=-16.81, p<0.001) toplam ölçek puanlarının bağımsız yordayıcı değişkenleri olarak bulunmuştur.
Sonuç: Türk toplumunun genel yaşam standartlarını ve sağlıkla ilgili yaşam tarzlarını da tartışan çalışma, bir hastalığın etkilerini belirlemede kültürel farklılıkların önemini ortaya koydu. Bu çalışma hemşirelik girişimlerini planlamalarını ve bu hastalar için bakım kalitesini artırmalarını sağlayabilir.
Objective: Acute coronary syndrome affects important health dimensions related to individuals' social and personal relationships, their professional situations, their daily activities and quality of life. The study aimed determining the factors that affect quality of life of patients with acute coronary syndrome in the Turkish population and to examine the relationship between this factors.
Methods: The descriptive cross-sectional study was conducted with 370 acute coronary syndrome patients. Data were collected with Multidimensional Index of Life Quality-Turkish Version. Descriptive statistics were calculated. The independent sample t test, one-way anova and multiple regression analysis were used in determining effects on quality of life scores of variables.
Results: Ten variables explained 31% of the variance related to the overall scale (R=0.56, R2=0.31, p<0.001). It has been seen that age (β=-9.39, p=0.001), marital status (β=-46.06, p<0.001), level of education (β=3.06, p=0.016), income-expense balance (β=16.77, p=0.012), number of previous infarction (β=-5.23, p=0.028) and regularly exercise (β=-16.81, p<0.001) had independent predictor effect on overall scores.
Conclusion: The study that discussed also general living standards and health-related lifestyles of the Turkish community revealed importance of cultural differences in determining the effects of a disease. This study can also enable nurses to plan nursing interventions and to improve the quality of care for this patients.

DERLEME
7.
Kardiyovasküler Hastalıklarda Ağız Sağlığının Önemi, Hemşirenin Rolü ve Bireyselleştirilmiş Hemşirelik Bakımı
The Importance of Oral Health in Cardiovascular Diseases, The Role of Nurses and Individualized Nursing Care
Belkız Kızıltan, Emine Berber
doi: 10.5543/khd.2019.74046  Sayfalar 145 - 153
Kardiyovasküler hastalıklar dünyada ve ülkemizde hastalık ve ölüm oranı yüksek kronik hastalıklar arasında yer almaktadır. Toplumların yaşam sürelerinin artması, sağlıksız beslenme, sedanter yaşam, sigara kullanma, yüksek kan basıncı, diyabet ve aile öyküsü kardiyovasküler hastalıkların başlıca nedenleri arasında sayılırken kronik viral ve bakteriyel infeksiyonlarda kardiyovasküler hastalık oluşmasında önemli rol oynamaktadır. Ağız, diş ve ilişkili yapılar ile hepsinin fonksiyonel canlılığı ağız sağlığı olarak tanımlanmakta ve ağız sağlığı da iyilik halini, genel sağlığı dolayısıyla yaşam kalitesini etkilemektedir. Son zamanlarda periodontal sorunlar ile ilgili patojenlerin düşük doğum kilo ağırlıklı bebekler, romatoid artrit, kardiyovasküler hastalıklar, inme, obezite, diyabet ve böbrekle ilgili hastalıklar gibi sistemik sorunlarla ilişkili olduğu açıklanmıştır. DSÖ de kronik sorunlara yönelik sağlığın geliştirilmesi programlarının ağız sağlığının geliştirilmesi ile ilgili programlarla birlikte yürütülmesini önermektedir. KVH ile ağız sağlığı arasındaki ilişki genelde, ağızdan vücudun diğer taraflarına kan yolu ile dağılan bakteriler arasında gerçekleşmektedir. Yapılan çalışmalarda koroner kalp hastalığı olan bireylerin, olumsuz ağız hijyeninin iyileştirilmesiyle, genel ve hemodinamik durumun da iyileşebileceği bildirilmiştir. Hemşirelik bakımının temel işlevlerinden biri olan ağız bakımında amaç, ağız içindeki mikrobiyal floranın etkisini azaltmak ve fırsatçı infeksiyonların oluşmasını önlemek, ağız mukoz membranının bütünlüğünü, diş ve dişetlerinin iyilik halini, bireyin doğru ağız bakımı uygulamalarını öğrenmesini sağlamak ve sürdürmektir. Bu amaçla, kardiyovasküler hastalıklarda, periodontal hastalıklar oluşmadan önce önlemeye yönelik bakımın yapılması ağız bakımının öğretilmesi, ağzın tanılaması, riskli durumlarda hastaların diş hekimine yönlendirilmeleri hemşirelerin sorumlulukları arasında yer almaktadır. Hemşirenin bu uygulamaları gerçekleştirebilmesi; hemşirelik süreci kapsamında hastanın ağız sağlığını değerlendirme bilgi ve becerisine, uygun değerlendirme ve uygulama araçlarını uygun sıklıkta ve uygun yöntemle kullanmasına dolayısıyla etkili ağız bakım protokolleri geliştirmesine bağlıdır.
Cardiovascular diseases are among the chronic diseases with high mortality and morbidity rates in the world and our country. Increase in community life span, malnutrition, inactive lifestyle, smoking, hypertension, diabetes and family history count as the major causes of cardiovascular diseases and play an important role in the development of cardiovascular disease in chronic viral and bacterial infections. Oral health is defined as oral, dental, related structures and their functional vitality and affects general health, well-being and quality of life. In recent years, it has seem that pathogens associated with periodontal disease are associated with systemic conditions such as cardiovascular disease, stroke, low-birth weight infants, diabetes, obesity, rheumatoid arthritis, and renal diseases. The link between oral health and CVD generally relies on bacterial dispersions that are distributed via blood to the other side of the body by the blood. In researches, individuals with coronary heart disease have been reported to improve systemic and hemodynamic status by correcting bad oral hygiene. The aim of oral care, which is considered as one of the basic principles of nursing care, is to reduce the effect of oral microbial flora and to prevent the development of opportunistic infections, to ensure the integrity of the oral mucosa, to maintain the health of the teeth and gums and to learn the oral hygiene practice of the individual. It is the responsibility of the nurses to take care for cardiovascular diseases, preventive measures before periodontal diseases develop, to teach the oral care, and to direct the patients to the dentist in risky situations. The nurse can do all these applications; within the nursing process depends on the patient's knowledge and skill in assessing oral health, the use of appropriate assessment tools, and the development of effective oral care protocols.



 
 
Copyright © 2016 Türk Kardiyoloji Derneği

LookUs & Online Makale