E-ISSN 2149-4975 Anasayfa   |  İletişim    |  EN
 
Cilt : 2 Sayı : 2 Yıl : 2019
Son Sayı Erken Baskı Arşiv Popüler Makaleler

   
Hızlı Arama





 
Turk J Card Nur: 2 (2)
Cilt: 2  Sayı: 2 - Temmuz 2011
Özetleri Gizle | << Geri
EDITÖRDEN
1.
Editörden
Editorial
Nuray Enç
Sayfa 1
Makale Özeti | Tam Metin PDF

DERLEME
2.
Miyokard İnfarktüsü ve Cinsel İşlev Bozukluğu
Myocardial Infarction and Sexual Dysfunction
Nurten Vicdan, Zeynep Canlı Özer
doi: 10.5543/khd.2011.001  Sayfalar 2 - 6
Cinsel aktivite, hayat kalitesinin çok önemli bir parçası olup kalp hastaları için de pek çok sıkıntı yaşanan bir durumdur. Kalp hastaları, cinsel ilişkinin miyokard infarktüsü gibi istenmeyen olaylara neden olabileceği önyargısı ile cinsel aktivitelerden uzak durmaktadırlar. Bu kalp hastalığı olan bireyin yaşam kalitesini daha da azaltmaktadır. ABD’de 50 yaşında bir kişinin yıllık miyokard infarktüsü riski %1 olup, seksüel aktivite bu riski %0.01 oranında arttırır. Kalp hastalığı olan ve miyokard infarktüsü için yüksek riskli kişilerde miyokard infarktüsü görülme oranı %10 dur ve seksüel aktivite bu riski %0.01 oranında artırır. Miyokard infarktüsü sonrası önerilen sürede ve önerilen şekilde doyum verici bir cinsel ilişkinin yaşanmasında, taburculuk öncesi verilecek eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin rolü büyüktür. Ancak sağlık personelinin utanma, toplumsal tabu, önemsememe, danışmanlık için yeterli bilgiye sahip olmadıklarına inanma gibi nedenlerle cinsel eğitim ve danışmanlık hizmeti vermedikleri; hastaların ise yine utanma, çekinme ve bu konuyu toplumsal bir tabu olarak görmeleri nedeniyle bu konuda soru sormadan kaçındıkları çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. İlk yapılacak şey, hasta ile konuşarak endişelerini gidermek olmalıdır. Daha sonra hasta ve eşi egzersiz, diyet, sigarayı bırakma, kilo verme ve cinsel yaşamla ilgili danışmanlık konularını içeren geniş kapsamlı bir kardiyak ve cinsel rehabilitasyon programına alınmalıdır. Cinsel rehabilitasyon programları; cinsel aktiviteye tekrar başlanılması, tedavide kullanılan ilaçların yan etkilerinin izlemi, çiftlerin bilgilendirilmesi, çiftler arasındaki iletişimin ve duygusallığın devam ettirilmesi, endişelerinin giderilmesi, hastaların yakınmalarının izlemi unsurlarını içermektedir.
Sexual activity is a crucial part of life quality and a troublesome situation for cardiac patients. Cardiac patients keep away from sexual activity because of the prejudice that sexual activity leads undesirable incidents like myocardial infarction. This misconception reduces the life quality of a cardiac patient. In United States annual myocardial infarction risk of a 50-year-old person 1%, sexual activity increases this percentage at the rate of %0.01. The incidence of myocardial infarction is %10 for a person who is a cardiac patient and has a high risk of myocardial infarction and sexual activity increases this percentage at the rate of %0.01. Training and consulting services provided prior to discharge have a great role in experiencing a satisfactory sexual relationship after myocardial infarction in a recommended period and a proposed way. However, with many studies, it has been proven that health personnels don’t provide sex education and counseling services because of embarrassment, social tabu, ignorance, and the belief that they don’t have enough information for counseling. It has been also proven that patients avoid asking questions about this subject because of embarrassment, hesitation and social tabu. The first thing to do must be removing the patients concerns by talking to them. Then the patient and his wife should be taken into an extensive cardiac and sex rehabilitation program including exercise, diet, quitting smoking, losing weight and counseling subjects concerning sexual life. Sexual rehabilitation programs involves elements like re-initiation of sexual activity, observation of the side effects of drugs used in the treatment, informing the couples, removing the concerns, observation of complaints of patients.

3.
Yoğun Bakım Hemşirelerinde Önemli Bir Özellik: Eleştirel Düşünme
An Important Feature Intensive Care Nurses: Critical Thinking
Nurten Vicdan, Zeynep Özer
doi: 10.5543/khd.2011.002  Sayfalar 7 - 11
Eleştirel düşünme kendi düşünce süreçlerimizin bilincinde olarak, başkasının düşünce süreçlerini göz önünde tutup, öğrendiklerimizi uygulayarak, kendimizi ve çevremizde yer alan olayları anlayabilmeyi amaç edinen aktif ve organize zihinsel bir süreçtir. Eleştirel düşünebilme aynı zamanda o kişinin bilgilerinin bir dayanağı olduğunu, kanıtları analiz etme ve değerlendirme yetisi olduğunu gösterir. İnsanlar düşünme sürecini; bir sorunu çözmek, belirli amaçları gerçekleştirmek, bilgi ve olayları anlamlandırmak ve karşılaşılan kişileri daha iyi tanımak için bilinçli bir şekilde kullanmaktadır.
Yoğun bakım hemşirelerinin, hastanın durumunda ortaya çıkan değişiklikleri ilk saptayan ve acil durumlarda ekip içinde hızlı karar alması gereken meslek üyesi olarak, karmaşık ve beklenmedik bir anda ortaya çıkan sorunlarla daha sık karşılaştığı belirtilmektedir. Değişik alanlarda sunulan hizmetlerin karmaşıklığı, kanıta dayalı uygulamaların artması, teknolojik bilgi ve uygulamayı da içeren çok boyutlu bakım, hemşireleri esnek olma ve eleştirel düşünmeye zorlamaktadır. Eleştirel düşünme; yoğun bakım hemşirelerine her koşulda hastaların ihtiyaçlarını karşılayabilme, daha yüksek kaliteli sonuçlara götürecek alternatif yolları düşünebilme, verilen görevi değerlendirerek, anlayarak, sorgulayarak bilinçli düşünerek uygulayabilme becerisi kazandırır. Bu nedenle çoğu zaman birden çok seçeneği birlikte düşünmek ve hızlı kararlar vermek zorunda olan yoğun bakım hemşireleri için eleştirel düşünmenin çok önemli olduğu bilinmektedir. Bu literatür çalışması yoğun bakım hemşirelerinde eleştirel düşünmenin neden gerekli olduğunu vurgulamak amacıyla hazırlanmıştır.
Critical thinking is an active and organized mental process which aims to be able to understand both ourselves and the events that occur around of us by being conscious of our own thinking processes, considering others’ thinking processes and applying what we have learned. Critical thinking also shows that there is a basis for what that person knows, he has the ability to analyze the evidences and evaluate them. People use their thinking processes consciously to reach their aims, make sense of information and events and know the people they meet much better.
Intensive care nurses, as a member of that profession who determines the changes emerging in the patient’s status first and needs to make a decision quickly within the team in the case of emergency, is reported to meet complicated and unexpected problems more often. The complexity of the services provided in different fields, the increase in the evidence-based applications, multidimensional care including technological knowledge and application force the nurses to be flexible and think critically. Critical thinking makes intensive care nurses become skilful at meeting the needs of the patients under all circumstances, finding alternative ways leading to much higher-grade results, applying by evaluating the task given, understanding, examining, thinking consciously. For this reason, critical thinking is known to be crucial for intensive care nurses who have to think most of the time more than one option together and make decisions quickly. This literature research is prepared to emphasize the reason why critical thinking is necessary for intensive care nurses.

ARAŞTIRMA
4.
Warfarin Kullanan Bireylerin Eğitim Gereksinimleri
Educational Needs of Patients with Warfarin
Sevda Mercan, Nuray Enç
doi: 10.5543/khd.2011.003  Sayfalar 12 - 17
AMAÇ: Bu araştırma, kalp hastalıkları nedeniyle warfarin kullanan bireylerin eğitim gereksinimlerini saptamak amacıyla yapıldı.
YÖNTEMLER: Çalışmaya kalp hastalıkları nedeniyle warfarin kullanmakta olan 114 hasta (kardiyoloji servislerinde yatan ve polikliniklerde takip edilen 82 kadın, 32 erkek) alındı. Bireylere hazırlanan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı.
BULGULAR: Araştırmaya katılanların %38,6’sını 60 yaş ve üstü hastalar oluşturdu. Yaş ortalaması 56,17 olarak saptandı. Bireylerin %41,2’sinin warfarin kullanım süresinin 11 yıl ve üzeri olduğu saptandı. Ayrıca bu kişilerin %77,2’si warfarin kullanımı ile ilgili eğitim almamışken, eğitim alanların %76,9’u ise hekim tarafından bilgilendirilmişti. Çalışmaya katılan bireylerin %62,3’ü warfarini ömür boyu kullanacağını belirtti. Bireylerin %51,8’inin warfarin kullanımına neden olan kalp rahatsızlığı dışında ek bir hastalığı bulunurken, %73,7’sinin warfarine ek olarak sürekli başka ilaç/ilaçlar kullandığı saptandı.
SONUÇ: Bireylerin genellikle warfarin dozu, ilaç-besin etkileşimi, ilaç-ilaç etkileşimi, warfarin yan etkileri, warfarin tedavisi esnasında günlük yaşam aktivitelerinde dikkat etmesi gereken durumlar ve acil durumlar hakkında bilgi gereksinimlerinin olduğu saptandı.
OBJECTIVE: This study has been conducted to establish the educational needs of patients with cardiovascular diseases who were on warfarin treatment.
METHODS: One hundred and fourteen patients (82 female, 32 male) with cardiovascular disease, treated in cardiology inpatient and outpatient clinics, were enrolled in this study. Patients were asked to complete a questionnaire with face-to-face interview method.
RESULTS: 38,6% of the patients were 60 years-old or above. The mean age was 56.17. 41,2% of the patients had been on warfarin for more than 11 years. 77,2% of the patients had never received educational information on the use of warfarin and 76,9% of those who have received education, were educated by their physicians. 62,3% of the patients stated that they would use warfarin lifelong. 51,8% of the patients had other medical problems besides the cardiac disease which necessitated the use of warfarin. 73,7% of the patients were using at least one or more medicine regularly.
CONCLUSION: It was seen that patients needed education regarding warfarin dosing, drug-drug and food-drug interactions, warfarin adverse effects, important issues to be careful about in everyday life activities while on warfarin treatment and emergent medical condition that might be caused by warfarin use.

5.
Hemşirelik Öğrencilerinde Koroner Kalp Hastalığı Risk Faktörlerinin Belirlenmesi
Coronary Heart Disease Risk Factors in the Determination of Nursing Students
Sıdıka Oğuz, Kerime Cesur, Sema Koç
doi: 10.5543/khd.2011.004  Sayfalar 18 - 21
AMAÇ: Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinde koroner kalp hastalığı risk faktörlerini belirlemek amacıyla planlandı.
YÖNTEMLER: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, İstanbul’da bir üniversitenin hemşirelik yüksekokulu ve sağlık bilimleri fakültesi hemşirelik bölümünde 2009-2010 eğitim öğretim yılı, Şubat ayında toplandı. Koroner kalp hastalığı (KKH) risk faktörlerini içeren 26 sorudan oluşan bir anket formuyla toplandı. Veriler SPSS 10.0 programı ile, tanımlayıcı özellikler sayı, ortalama ve yüzdelik, parametrik olmayan değerler ki-kare testi ile değerlendirildi.
BULGULAR: Yaş ortalaması 20.91±2.09 olan olguların %81’i kız öğrenci, %19’u erkek öğrenci, beden kitle indeksi ortalaması 21.57±3.33’ tür. Olguların %53.6’sının ailelerinde hipertansiyon, %30.1’inde KKH olduğu saptandı. Kız öğrencilerin kolesterol değerini daha fazla bildiği (p=.005), daha fazla balık (p=.03) ve meyve sebze tükettiği (p=.002), erkek öğrencilerin ise kırmızı eti daha çok tükettiği (p=.02) belirlendi. Kız öğrencilerin stres düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı (p=.008).
SONUÇ: Hemşirelik öğrencilerinin KKH risk faktörleri incelendiğinde, büyük çoğunluğun ailesinde hipertansiyon olduğu, kız öğrencilerin erkek öğrencilerden daha stresli ve beslenmelerinin daha iyi olduğu belirlendi.
OBJECTIVE: This study was designed to determine risk factors for coronary heart disease in nursing students.
METHODS: This descriptive research, the university's nursing school in Istanbul in the 2009-2010 academic year nursing and health sciences faculty, convened in February. With CHD risk factors were collected with a questionnaire consisting of 26 questions. With SPSS 10.0 program, identifying features points, average and percentage, non-parametric values were evaluated with chi-square test.
RESULTS: The mean age and bady max index of the participants was 20.91±2.09 and 21.57±3.33. Of them, 81% were girl and 19% were men.53.6% of the participants families of them hypertension, 30.1% were coronary heart disease (CHD). More of the girls knew the value of cholesterol (p=.005), more fish (p=.03) and fruit and vegetable consumption (p=.002), while male students consumed more red meat (p=.02) were determined. Girl students' stress levels were higher (p=.008).
CONCLUSION: Nursing students were examined risk factors for CHD, the vast majority of hypertension in the family, female students than male students were more stressful and more nutrition.



 
 
Copyright © 2016 Türk Kardiyoloji Derneği

LookUs & Online Makale