E-ISSN 2149-4975 Anasayfa   |  İletişim    |  EN
 
Cilt : 8 Sayı : 17 Yıl : 2018
Son Sayı Erken Baskı Arşiv Popüler Makaleler

   
Hızlı Arama





 
Turk J Card Nur: 8 (17)
Cilt: 8  Sayı: 17 - Aralık 2017
Özetleri Gizle | << Geri
09797-ART
1.
Editörden
Editorial

Sayfa I

TRA-T2899
2.
Atriyal Fibrilasyon-İnme İlişkisi ve Hemşirelik Yaklaşımı
Atrial Fibrillation- Stroke Relationship and Nursing Approach
Fatma İltuş, Ayfer Karadakovan
doi: 10.5543/khd.2017.02419  Sayfalar 71 - 76
Atriyal fibrilasyon (AF) en sık görülen kardiyak ritim bozukluğudur. Yaşlandıkça prevalansı artan AF’nin, en önemli sonucu iskemik inmedir. Atriyal fibrilasyonla ilgili olarak hemşirelerin rolleri üç başlık altında toplanabilir: Atriyal fibrilasyonun erken tanılanması için taramalar, atriyal fibrilasyon saptanmış hastalarda birincil korunma ve atriyal fibrilasyon nedeniyle inme geçiren hastalarda ikincil korunma. Atriyal fibrilasyon taraması birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında 65 yaş üstü hastaların bulunduğu her poliklinik ve klinikte yapılabilir. Bu konuda hastalarla en çok temas eden sağlık ekibi üyesi olması yanında yaşamsal bulgu izlemlerinin de hemşirelerce yapılıyor olması AF’nin erken tanılanmasında hemşirelerin önemli rolünü ortaya koymaktadır. Hastaların AF yönetiminde daha yetkin bir duruma getirilmeleri için tanı konulduğu andan itibaren kardiyoloji hemşiresi tarafından birincil korunma programına dahil edilmeleri gerekmektedir. Atriyal fibrilasyon hakkında ayrıntılı bilgi, ilaçların etkileri, ilaç komplikasyonları, hastalıkla ilişkili tromboemboli komplikasyonları ve acil durum belirtileri hastalara öğretilmesi gereken öncelikli eğitim konularıdır. Atriyal fibrilasyona bağlı bir inme gelişirse hastanın nöroloji hemşiresi tarafından ikincil inme korunma programına dahil edilmesi gerekmektedir. Hastanın durumu eğitim için uygun duruma geldikten sonra birincil korunma programının aksayan yönleri saptanmalıdır. Saptanan soruna yönelik hasta ile birlikte çözüm önerileri getirilmelidir. Nöroloji hemşiresi hastaya bu aşamada hem inme rehabilitasyonu hem de ikincil inmeden korunma ile ilgili eğitim vermelidir.
Atrial fibrillation (AF) is the most common cardiac rhythm disorder. Ischemic stroke is the most important result of AF which is increasing prevalance with increasing age. The roles of nurses about AF can be classify by three titles: Screening for early detection of AF, primary prevention for patients of AF diagnosed and secondary prevention for patients with AF associated stroke. AF screen sever yout patient clinics and clinics in primary and secondary health care services where about 65 years and older patients. Nurses role for early detection of AF is crucial. Because nurses take vital signs beside theyare the health professionals whokeeps contact with the patients at most. Patients must be included primary prevention programme by cardiology nurse from the time of AF detection to be more competent in AF management. Patient education should essentially included etailed information about AF, drug effects, side effects of the medicine, thromboembolic complications and emergency sings. If occurence AF associated stroke, patient should be included secondary stroke prevention programme by neurology nurse. When the patient is eligible for health education, failure causes of primary prevention programme should be identified. Both nurse and patient should determine about solutions for identified problem. In this situation neurology nurse should educate patient about both secondary stroke prevention and stroke rehabilitation.

3.
Kardiyovasküler; Hastalıklar; Refleksoloji; Hemşirelik
Cardiovascular; Diseases; Reflexology; Nursing
Birgül Vural Doğru, Yasemin Yıldırım, Fisun Şenuzun Aykar
doi: 10.5543/khd.2017.04127  Sayfalar 77 - 85
Son yıllarda sağlık bakımında tamamlayıcı ve alternatif tedavi yöntemleri yaygın olarak kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden biri olan refleksoloji kulak, el ve ayaklarda bedenin tüm bölgelerine, organlarına ve sistemlerine karşılık gelen refleks noktalarına, özel el ve parmak teknikleriyle uygulanan bir yöntemdir. Birçok farklı hastalık ve semptomda sıklıkla kullanılan refleksolojinin kullanım alanlarından biride kardiyovasküler hastalıklardır. Yapılan çalışmalarda refleksolojinin kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili semptomları ve riski azalttığı, güvenli, destekleyici ve olumlu etkilerinin olduğu görülmektedir. Bu derlemede, refleksolojinin kardiyovasküler hastalıklarda destekleyici bir uygulama olarak kullanımının etkinliğinin değerlendirilmesi ve hemşirelerin bu konuda bilgilendirilmesi amaçlandı.
In recent years complementary and alternative treatment methods have been widely used in health care. Reflexology, one of these methods, is a method applied to the reflex points in the ear, hands and feet corresponding to all regions, organs and systems of the body with special hand and finger techniques. Reflexology is frequently used in various diseases and symptoms, and one of these diseases is the cardiovascular diseases. In studies conducted on the issue, reflexology appears to relive/reduce cardiovascular disease-related symptoms and risks, and to have safe, supportive, and positive effects. In this review, it was aimed to investigate the efficacy of reflexology as a supportive intervention in cardiovascular diseases and to inform nurses about this issue.

4.
Miyokard İnfarktüsünde Ev Tabanlı Eğitim ve Yaşam Kalitesi
Home Based Education and Quality of Life in Myocardial Infarction
Gül Dural, Seyhan Çıtlık Sarıtaş
doi: 10.5543/khd.2017.04796  Sayfalar 86 - 94
Dünyada ve ülkemizde koroner kalp hastalıkları önde gelen morbidite ve mortalite nedenleri arasında yer almaktadır. Bu hastalıklar içerisinde miyokard infarktüsü ani gelişip, yıkıcı ilerleyebildiği için bireylerin yaşamlarını derinden etkileyebilmektedir. Buradaki amaç; infarktüsü atlatıp, hastalarda tekrar gelişmesini ve komplikasyon oluşmasını engellemektir. Hastalara sağlıklı yaşam şekli değişiklikleri kazandırılmalıdır. Yaşam şekli değişikliklerinin mortaliteyi azalttığı ve hastaların yaşam kalitesini de arttırdığı bilinmektedir. Ancak son yıllarda sadece hastane içinde verilen eğitimlerin hastalara yeterli düzeyde fayda sağlamadığı görülmektedir. Bunun nedenleri arasında hastaların yaşadıkları olayın stresi altındayken eğitimleri yeterince anlayamaması, sonraki eğitimlere ve hastaneye gelememesi gibi nedenler yer almaktadır. Bundan dolayı ev tabanlı eğitimler gündeme gelmektedir. Ev tabanlı eğitim programlarının hastanede verilen eğitimlerin devamını sağlaması ve hastaların bu eğitimlerden daha fazla yarar görmesi hedeflenmektedir. Bu yazının amacı; miyokard infarktüsünde yaşam kalitesi ve ev tabanlı eğitimi açıklamaktır.
Coronary heart diseases are among the leading causes of morbidity and mortality in the World and in our country. Myocardial infarction develops suddenly in these diseases and it can affect the lives of individuals deeply because destructive advances. The purpose here is; avoid the first infarction, prevent recurrence and complication in patients. A positive lifestyle change should be given to the patient. It is known that changes in lifestyle reduce mortality and increase the quality of life. However, in recent years, only in-hospital training has shown that the illness does not provide adequate benefits. Patients can not understand the training adequately under the stress of what they are experiencing. Therefore, home based trainings are beginning to come on the agenda. It is targeted that home based education programs will provide continuing education in hospital and patients will benefit more from these education. The purpose of this article is to explain home based education and quality of life in myocardial infarction.

5.
Kardiyovasküler Hastalıklarda Genetiğin Rolü
Genetic Role in Cardiovascular Diseases
Meryem Yıldız Ayvaz, Nuray Enç
doi: 10.5543/khd.2017.19484  Sayfalar 95 - 99
Kardiyovasküler hastalıklar (KVH) tüm dünyada en sık ölüm nedeni olmakla birlikte, özellikle risk faktörlerinin artmasıyla KVH görülme sıklığının daha da artacağı öngörülmektedir. Bu nedenle KVH’ın tanısında ve önlenmesinde detaylı genetik veri taramasının yapılması ve risk faktörlerinin belirlenmesi gittikçe önem kazanmaktadır. Genetik faktörler tüm kardiyovasküler olaylarda önemli bir rol oynamaktadır. Dolayısıyla hastalık tanısında kullanılabilecek genetik varyasyonların belirlenmesine yönelik araştırmalar hız kazanmıştır. Genetik keşiflerdeki ilerlemelere bakılırsa, genetik taramalar yakın gelecekte standart uygulama ile birleşik hale gelecektir. Bu bağlamda sağlık profesyonellerinin genetik bozuklukların temelini, medikal ve etik genetik uygulamalarını anlamaları zorunluluk arz etmektedir. Bu makalede kardiyovasküler hastalıklar ve genetik risk faktörleri arasındaki ilişki güncel literatür ışığında derlenmiştir.
Cardiovascular diseases (CVD) are predicted to be the most frequent cause of death worldwide, with an increasing frequency of CVD, especially with increased risk factors. For this reason, detailed genetic data screening and identification of risk factors are becoming more and more important in the diagnosis and prevention of CVD. Genetic factors play an important role in all cardiovascular events. Therefore, the research on the determination of the genetic variations that can be used in the diagnosis of the disease has gained speed. Considering the advances in genetic discovery, genetic screenings will become integrated with standard practice in the near future. In this context, it is imperative that health professionals understand the basis of genetic disorders, their medical and ethical genetic applications. In this article, the relationship between cardiovascular diseases and genetic risk factors is compiled in the light of current literature.

6.
Kardiyopulmoner Resüsitasyon Eğitiminde Yeni Eğilim: Yüksek-Güvenirlikli Simulasyon
New Trend In To Cardiopulmonary Resuscitation Training: High-Fidelity Simulation
Dilek Taş, Asiye Akyol
doi: 10.5543/khd.2017.48030  Sayfalar 100 - 108
Kardiyovasküler hastalıklar Dünya’da ve ülkemizde önemli bir mortalite ve morbidite nedenidir. 2015 yılında kardiyovasküler hastalıklar nedeniyle Dünya’da sekiz milyon birey yaşamını kaybetmiştir. Türkiye’de ise; yaklaşık 1.2 milyon koroner kalp hastası bulunmakta ve bu hastaların yılda 130 bini kaybedilmektedir. Koroner arter hastalığına bağlı olarak ortaya çıkan ölümlerin yarısı dolaşım ve solunumun ani olarak durması nedeni ile olmaktadır. Kardiyopulmoner arrest, serebral, miyokardiyal iskemik hasar ve yaşamsal organlara yetersiz perfüzyon nedeniyle, kalbin mekanik aktivitesinin durması ile solunum ve/veya dolaşımın ani ve beklenmedik bir biçimde durması olarak tanımlanmaktadır.Kardiyak arrest bazı durumlarda eğer erken müdahale edilirse potansiyel olarak geri dönüşümlü olabilen tıbbi bir acil durumdur. Kardiyopulmoner resüsitasyon (KPR) pulmoner, kardiyak veya kardiyopulmoner arrest geliştiğinde yeterli solunum ve dolaşımı sağlamak için yapılan bazı basit, ancak bilgi ve deneyim gerektiren acil uygulamaların tümüne verilen addır.Hemşirelerin KPR’de ki yetkinliği kardiyak arresten başarılı sonuçların alınmasında önemli bir faktördür. Hemşireler kardiyak arrest sonrası, hastada sağ kalım oranını arttıracak olan güvenli ve yüksek kalitede KPR’yi gerçekleştirmek için bilgi ve becerilerini kullanmak zorundadırlar. Klinik acil durumlara ilk müdahale edenler genellikle hemşireler olduğu için, kardiyak arrest olan hastaya zamanında ve uygun yaklaşım çok önemlidir. Günümüzde artık simülasyon hemşirelik eğitimlerinde özellikle kalifiye hemşireler yetiştirmek için öğrenmeyi arttırmada, hasta güvenliğini sağlamada, klinik uygulamayı geliştirmede, resüsitasyonu öğretmede ve klinikte karar verme becerilerinin kazandırılmasında popüler olmaya başlamıştır. Bu derlemede acil bakım sisteminde hayat kurtarmada önemli bir yeri olan hemşirelerin, KPR uygulamalarında bilgi ve beceri kazanmasında yeni bir eğilim olan yüksek-güvenirlik simülasyon kullanımına değinilmiştir.
Cardiovascular diseases are a major cause of mortality and morbidity in the world and in our country. 8 million people lost their lives in the world due to cardiovascular diseases in 2015. There are approximately 1.2 million coronary heart patients in Turkey and 130 of these patients are lost annually. Half of deaths due to coronary artery disease are caused by sudden stop of circulation and breathing. Cardiopulmonary arrest is defined as a sudden and unexpected arrest of respiration and / or circulation due to cerebral, myocardial ischemic damage and inadequate perfusion of vital organs. Cardiac arrest is potentially a reversible medical emergency if it is intervened early in some cases. Cardiopulmonary resuscitation (CPR) is a simple, but knowledgeable, experience that is given to the whole of urgent practice to ensure adequate respiration and circulation when pulmonary, cardiac, or cardiopulmonary arrest develops. The competence of nurses in CPR is an important factor in the successful outcome of cardiac arrest. Nurses must use their knowledge and skills to perform CPR at a safe and high quality that will increase patient survival after cardiac arrest. Since nurses are generally the first responders to clinical emergencies, a timely and appropriate approach to the patient with cardiac arrest is very important. Nowadays, simulation has become popular in nursing education, especially in training to raise qualified nurses, ensuring patient safety, improving clinical practice, teaching resuscitation and acquiring clinical decision making skills. In this review, nurses who have an important role in life saving in emergency care system are referred to the use of highfidelity simulation which is a new trend in acquiring knowledge and skills in CPR applications.

TRA-T9897
7.
Editörden
Editorial

Sayfalar 109 - 114
Makale Özeti | Tam Metin PDF

8.
Koroner Yoğun Bakımda Kalp Yetersizliği Hastaları İçin Belirlenen Hemşirelik Tanıları ve NANDA’ya Uygunluğunun Değerlendirilmesi
Nursing Diagnoses for Heart Failure Patients in Coronary Care Unit and Evaluation of NANDA Compliance
Sevda Türen, Filiz Çetinkaya Işık, Necibe Uzun Morgül, Rahime Atakoğlu
doi: 10.5543/khd.2017.18199  Sayfalar 115 - 120
Amaç: Bu çalışma, koroner yoğun bakım ünitesinde (KYBÜ) yatan kalp yetersizliği hastalarının hemşirelik bakım planlarında yer alan hemşirelik tanılarının belirlenmesi ve bu tanıların Kuzey Amerikan Hemşirelik Tanıları Birliği’ne (NANDA) uygunluğunun değerlendirilmesi amacıyla yapıldı.
Yöntemler: Çalışmanın örneklemini, 1 Ocak 2015-1 Ocak 2016 tarihleri arasında KYBܒde kalp yetersizliği tanısı ile yatan 189 hastanın hemşirelik bakım planı oluşturdu. Tanımlayıcı ve retrospektif nitelikte planlanan çalışmada kategorik değişkenler sayı ve yüzde, sürekli değişkenler ortalama ± standart sapma olarak belirtildi. Tanıların uygunluğu, NANDA 2009-2011 tanı listesine göre belirlendi.
Bulgular: İncelenen hasta dosyalarında hastaların yaş ortalaması 65,5±13,1 olup; KYBܒde ortalama yatış gün sayısı 7,3±6,9 bulundu. Hastaların sahip olduğu ek hastalıklara bakıldığında (%85,7); en fazla diyabet (%58,2) ve hipertansiyon (%58,2) tanıları tespit edildi. Kayıtlarda yer alan hemşirelik tanıları incelendiğinde, toplam 30 farklı hemşirelik tanısı saptandı. Kaydedilen 1053 tanıdan %90,4’ünün (n=951) NANDA’ya uygun olduğu belirlendi. En fazla kaydedilen hemşirelik tanılarının “enfeksiyon riski” (%96,3), “öz bakım eksikliği” (%88,4), “bilgi eksikliği” (%85,2) ve “kanama riski” (%84,1) olduğu saptandı. NANDA’ya uygun olmayan yedi tanı (hiperglisemi, hipoglisemi, hipertansiyon, ritim bozukluğu, kardiyak tamponad, emboli ve digoksin intoksikasyonu) tespit edildi.
Sonuç: Bu çalışmada, belirlenen hemşirelik tanılarının yüksek oranda (%90,4) NANDA’ya uygun olduğu görüldü. Ancak; hemşirelik bakım planlarının yeterli olmadığı ve hastalığa özgü bazı tanıların ise göz ardı edildiği söylenebilir.
Objective: This study was conducted to determine the nursing diagnoses of nursing care plans of heart failure patients in coronary care unit (CCU) and to evaluate the compliance of these diagnoses with the North American Nursing Diagnosis Association (NANDA).
Methods: The sample of the study was consisted of nursing care plans of 189 patient who had been admitted to the CCU with diagnosis of heart failure between January 1, 2015 and January 1, 2016. This is a descriptive and retrospective study and data was presented as numbers and percentage distribution. The compliance of the diagnoses were determined according to the NANDA 2009-2011 diagnosis list.
Results: The mean age of the patients was 65,5±13,1 and number of the hospitalization days in the CCU was 7.3±6.9. Regarding the co-morbidities; the most diagnosed were diabetes (85.7%) and hypertension (58.2%). When the nursing diagnoses in the records were reviewed, a total of 30 different nursing diagnoses were detected. Of the 1053 diagnoses recorded, 90.4% (n=951) were found to be compliant with NANDA. The most frequently recorded nursing diagnoses were "risk of infection" (96.3%), "lack of self-care" (88.4%), "lack of knowledge" (85.2%) and "bleeding risk". However, seven diagnoses (hyperglycemia, hypoglycemia, hypertension, dysrhythmia, cardiac tamponade, embolism, and digoxin intoxication) were found to be non-compliant with NANDA.
Conclusion: This study revealed that the detected nursing diagnoses were highly compliant (90.4%) with NANDA. But, nursing care plans were not sufficient and some disease specific diagnoses were ignored.

9.
Bir Aile Sağlığı Merkezi Bölgesinde Yaşayan Yetişkin Bireylerin Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi
The Cardiovascular Disease Risk Factors Knowledge Level of The Adults Living in A Family Health Center Region
Ayşe Uçar, Selda Arslan
doi: 10.5543/khd.2017.36035  Sayfalar 121 - 130
Amaç: Bu araştırma bir aile sağlığı merkezi bölgesinde yaşayan yetişkin bireylerin kardiyovasküler hastalıklar (KVH) risk faktörleri bilgi düzeyleri ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlandı.
Yöntemler: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma Mart-Nisan 2015 tarihleri arasında bir aile sağlığı merkezine herhangi bir sebeple gelen, 18 yaş ve üstü, KVH tanısı almamış, iletişim problemi bulunmayan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan ve sözlü izinleri alınan 121 bireyle gerçekleştirildi. Araştırmanın verilerinin toplanmasında bireylerin sosyo-demografik, sağlık ve hastalık özellikleri ile ilgili bilgileri içeren 18 soruluk bilgi formu ve KVH risk faktörlerine ait bilgi düzeyini belirlemek için “Kardiyovasküler Hastalıklar Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi (KARRİF-BD) ölçeği” kullanıldı. Elde edilen veriler sayı, yüzde ve ortalama olarak gösterildi, bağımsız gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0 paket programı kullanıldı.
Bulgular: Bireylerin yaş ortalaması 40.68±13.63, %70.2’si kadın, %81.8’i evli, %46.4’ü ilkokul ve öncesi eğitim almış, %38’i fazla kilolu, veri toplama sırasında %71.1’inin tansiyonları optimal sınırlarda, %77.7’si hiç sigara kullanmamış, %57.9’u düzenli egzersiz yapmazken, %56.2’si sağlığını orta ve kötü düzeyde algılamaktadır. Katılımcıların %69.4’ünde herhangi bir kronik hastalık bulunmazken, %55.4’ünün ailesinde KVH varlığı gözlenmiştir. Bireylerin KVH risk faktörleri bilgi düzeyi puan ortalaması 20.21±4.39 (min 8-max 27) olarak bulunmuştur.
Sonuç: Kardiyovasküler hastalıklar risk faktörleri bilgi düzeyi toplam puanının (0–28 arası) yüksek olduğu ve puan ortalamasının bireylerin yaş, eğitim düzeyi, beden kitle indeksi ve bireylerde kronik hastalık bulunma durumuna göre farklılık gösterdiği bulundu.
Objective: This research has been planned in order to determine the CVD risk factors knowledge levels of the adults living in a family health center region and the affecting factors.
Methods: This descriptive study was carried out between March-April 2015 with 121 individuals aged 18 years and over who didn't have a CVD diagnosis, had nocommunication problems, volunteered to take part in the surveyand had their verbal permissiontakenfor a family center for any reason. A questionnaire consisting of 18 questionsincludinginformation on socio-demographic, health and disease characteristics of individuals in the information form and "Cardiovascula rDisease Risk Factors Knowledge Level (CARRF-KL) Scale" was used to determine the level of knowledge about CVD risk factors. Data were presented as numbers, percentages and averages, and independent t test and one-way analysis of variance were used. SPSS 22.0 package program was used to evaluation of the data.
Results: The averageage of the individuals are 40.68±13.63, 70.2% woman, 81.8% married, 46.4% have been received primary and pre-primary education, 38% of the mare over weight, during the gathering of the data it's found that 71.1% of the mare in the optimal limits, 77.7% of them never smoked, 57.9% of them not exercising regularly and 56.2% of them perceive their health status as moderate and bad. While nochronic diseases have been detected in the 69.4% of the participants, the presence of CVD has been observed in the family of the 55.4% of them. The average score of the CARRFKL of individuals was determined as 20.21±4.39 (min 8-max 27).
Conclusion: The total score of the CARRF-KL (0 -28) have been found to be higher and differing according to the score average of the knowledge level and the age, education status, body mass index and the presence of the chronic diseases in the individuals.

10.
Akut Koroner Sendromlu Hastalarda Yaşam Kalitesi ve Yaşam Kalitesini Etkileyen Faktörler
Quality of Life in Patients with Acute Coronary Syndrome and Affecting Factors
Gül Dural, Seyhan Çıtlık Sarıtaş
doi: 10.5543/khd.2017.65265  Sayfalar 131 - 141
Amaç: Akut koroner sendromlar, dünyada ve ülkemizde morbidite ve mortalitenin önde gelen sebeplerinden biridir. Araştırma akut koroner sendromlu hastalarda yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı.
Yöntemler: Araştırma tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesine yatan tüm akut koroner sendromlu hastalar, örneklemi ise evrenden seçilen 18 yaş üstü, bilinci açık ve araştırmaya gönüllü 200 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında hasta tanıtım formu ve Rolls Royce Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanıldı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız gruplarda t-testi, ANOVA, korelasyon analizleri kullanıldı.
Bulgular: Araştırmada hastaların çoğunluğunun erkek, evli, ilköğretim mezunu, hala bir işte çalıştığı, orta gelir düzeyinde olduğu saptandı. Aynı zamanda hastaların çoğunun kronik hastalığı olduğu, unstabil anginası olduğu, daha önce tedavi gördüğü, sigara ve alkol kullanmadığı, ara sıra egzersiz yaptığı görüldü. Araştırmada hastaların Rolls Royce ölçeğinden 132.30±24.42 puan aldıkları ve en yüksek puanı da sosyal ilişki alt boyutundan (24.46±3.98) aldıkları saptandı. Hastalardan erkeklerin, lise mezunlarının, geliri yüksek olanların, emeklilerin, eşleriyle yaşayanların, miyokard infarktüsü geçirmiş olanların ve düzenli egzersiz yapanların yaşam kalitelerinin daha yüksek olduğu ve aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulundu.
Sonuç: Araştırmamızda birçok faktörün, akut koroner sendromu olan hastalarda yaşam kalitesini olumlu ya da olumsuz etkilediği görüldü. Hastaların orta düzey yaşam kalitesine sahip oldukları belirlendi. Hastaların yaşam kalitelerini koruyacak ve geliştirecek hemşire liderliğindeki yaklaşımların planlanması önerilmektedir.
Objective: Acute coronary syndromes are one of the leading causes of morbidity and mortality in the world and in our country. The study was conducted to determine the quality of life and the factors affecting patients with acute coronary syndrome.
Methods: Research was done as descriptive. The study's universe consisted of all patients with acute coronary syndrome who were admitted to a university hospital and the sample consisted of 200 patients who were over 18 years old, conscious and open to volunteering. Patient presentation formand Rolls Royce Quality of Life Scale were used to collect the data. In the analysis of the data, descriptive statistics, t-test in independent groups, ANOVA were used.
Results: In the survey it was determined that the majority of the patients were male, married, primary school graduate, still working, middle income level. It was also found that the majority of the patients had chronic disease, unstable angina pectoris, previous treatment, not smoking and drinking alcohol, exercising regularly. In the study, it was found that the patients had Rolls Royce scale of 132.30 ± 24.42 points and the highest score was of the social interaction sub-dimension (24.46 ± 3.98). Patients were found to have higher quality of life scale rates for men, high school graduates, higher incomes, retired, living with their spouses, with myocardial infarction, and regularly exercising and the difference was found statistically significant.
Conclusion: We found that many factors negatively or positively affected the quality of life in acute coronary syndrome. Patients were found to have moderate quality of life. It is proposed to plan the approaches of the nursing leadership to protect and improve the quality of life of the patients.



 
 
Copyright © 2016 Türk Kardiyoloji Derneği

LookUs & Online Makale