E-ISSN 2149-4975 Anasayfa   |  İletişim    |  EN
 
Cilt : 9 Sayı : 19 Yıl : 2018
Son Sayı Erken Baskı Arşiv Popüler Makaleler

   
Hızlı Arama





 
Turk J Card Nur: 9 (19)
Cilt: 9  Sayı: 19 - Ağustos 2018
Özetleri Gizle | << Geri
09797-ART
1.
Editörden
Editorial
Nuray Enç
Sayfa I

TRA-T9897
2.
Ofis Çalışanlarında Metabolik Sendrom
Metabolic Syndrome Among Office Workers
Ayşe Sezer Balcı, Nurcan Kolaç, Emre Yıldız, Selin Kara, Merve Çetin, Esma Erdoğan
doi: 10.5543/khd.2018.77598  Sayfalar 50 - 57
Amaç: Bu çalışmanın amacı ofis çalışanlarında metabolik sendrom sıklığını belirlemektir.
Yöntemler: Tanımlayıcı-kesitsel tipteki araştırmanın evrenini Ocak 2017-Nisan 2017 arasında İstanbul'da özel bir banka ve şirketin ofis çalışanları oluşturdu (n=1200). Bu evrenden anlamlılık düzeyi 0.05, %95 güven aralığında, örneklem sayısı hesaplandı (n=344), ancak örneklemin %40.6’sına ulaşıldı (n=140). Veriler, Kişisel Bilgi Formu ve NCEP-ATP III tanı kriterleri ile toplandı. NCEP-ATP III tanı kriterleri için çalışanların kan basıncı, boy, kilo, bel çevresi ölçümleri yapıldı, trigliserid düzeyi, HDL ve açlık kan şekeri değerini belirlemek için işyeri sağlık ofisinde kanları alındı. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama), ki kare testi kullanıldı.
Bulgular: Çalışanların %50’si kadın, %62.1’i evli, %52.9’unun eğitim düzeyi lisans ve üzeri, %22.9’unun kronik hastalığı bulunmakta, %36.4’ü sigara kullanmakta, %42.9’u normal kilolu, %36.4’ü ise fazla kiloludur. Abdominal obezite oranı kadınlarda %45.7, erkeklerde %28.6’di. Tüm çalışanlarda MetS sıklığı %18.6 olarak bulundu. Kadınlarda bu oran %17.1, erkeklerde ise %20’di. MetS sıklığı evlilerde, kronik hastalığı olanlarda, 41-60 yaş arası olanlarda, masa başında günlük çalışma süresi sekiz saat üzeri olanlarda istatiksel olarak anlamlı daha yüksekti (p<.05).
Sonuç: Sonuç olarak ofis çalışanlarında metabolik sendromun önlenmesi ve erken tanısı için işyerlerinde sağlığı geliştirme programları oluşturulmalıdır.
Objective: The aim of this study is to determine the frequency of metabolic syndrome in office workers.
Methods: The universe of the descriptive cross-sectional study was created by a private bank and company office staff in Istanbul between January 2017 and April 2017 (n=1200). The level of significance was 0.05, 95% confidence interval, the minimum sample number was calculated as 344, but 40.6% of the sample was reached (n=140). Data were collected with the Personal Information Form and the NCEP-ATP III diagnostic criteria. For NCEP-ATP III diagnostic criteria, blood pressure, height, weight, waist circumference measurements of the employees were performed, blood sample was taken in order to evaluate fasting blood glucose, serum triglyceride level and HDL cholesterol level for diagnosis criteria of ATP III. Descriptive statistics (number, percentage, mean) were used for data analysis.
Results: It was found that 50% of the office workers were female, 62.1% were married; 52.9% of participants had education of university and over. 22.9% of the participants had a chronic disease and 36.4% of the participants had used cigarettes, 42.9% of the participant had normal weight and 36.4% of them had overweight. Rate of the abdominal obesity had been found as 45.7% in women and 28.6% in men. Prevalence of MetS had been found as 18.6% among office workers. This rates were %17.1 in women and %20 in men. MetS frequency was higher in married, chronic illnesses, 41-60 years who worked over 8 hours a day was statistically significantly higher than others (p<.05).
Conclusion: As a result, workplace health improvement programs should be established for the prevention and early detection of metabolic syndrome in office workers.

3.
Varfarin Kullanan Bireylerde Etkin INR (Uluslarası Normalizasyon Oranı) Değerini Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi
Determining the Factors Affecting the Effective INR (International Normalization Ratio) Value in Individuals Using Warfarin
Emine Demirel, Şenay Uzun
doi: 10.5543/khd.2018.86580  Sayfalar 58 - 68
Amaç: Varfarin kullanımı ile ilişkili faktörler, ilaç dozunun düzenlenmesinde kullanılan INR (Uluslarası Normalizasyon Oranı) değerini etkileyerek tromboz ve kanama gibi risklere neden olabilmektedir. Bu araştırmada varfarin kullanan hastalarda etkin INR değerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlandı.
Yöntemler: Araştırma, İstanbul’da bir eğitim ve araştırma hastanesinin kan alma birimine Nisan 2016-Haziran 2016 tarihleri arasında INR değerinin belirlenmesi amacıyla başvuran 120 bireyin katılımı ile gerçekleştirildi. Araştırmacılar tarafından geliştirilen veri toplama formu ile toplanan veriler, SPSS 22.0 programında tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) ve ki-kare testi kullanılarak %95 güven aralığında ve p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Araştırmanın etik kurul onayı alındı.
Bulgular: Yaş ortalaması 60.3±10.6; %55.8’i kadın ve %63.3’ü ilkokul mezunu olan bireylerin başlıca varfarin kullanma nedenlerinin mekanik kalp kapak protezi (%52.6) ve derin ven trombozu (%35.8) olduğu, yarısından fazlasının kronik başka bir hastalığı ve varfarin dışında sürekli kullandığı başka ilaçlarının bulunduğu; tedavinin istenmeyen etkisi kanamanın kadınlardaki oranının anlamlı düzeyde fazla olduğu (p<0.05) saptandı. Bireylerin tamamına yakını sürekli kontrolünde olduğu hekim bulunduğunu ve eğitimi hekimden aldığını, INR değerini takip ettiğini bildirmesine ve tanıya göre INR değer aralığını bilmesine rağmen, etkin INR değeri açısından kontrolsüz olanlarının oranının fazla olduğu bulundu. INR değerlerine ilişkin bu sonuçların bireysel, sağlık hastalık durumu ve varfarin kullanma özellikleri açısından da benzer olduğu bulundu.
Sonuç: Bireylerin yarısından fazlasının etkin INR değerine göre kontrolsüz olduğu araştırmada; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, kronik hastalıkları ve kullandığı ilaçları gibi özellikleri dikkate alınarak, etkin INR değerini sağlamayı hedefleyen varfarin eğitim programının geliştirilmesi, eğitimde hemşirenin etkinliğinin arttırılması ve bireylerin bilgi ve uygulamalarının takip edilmesi önerildi.
Objective: Factors associated with warfarin use can cause risks, such as thrombosis and bleeding, by affecting the INR (international normalization ratio) value used in regulating the drug dose. In this study, we aimed to determine factors affecting effective INR value in patients using warfarin.
Methods: The study was conducted with 120 patients, admitted to the blood-letting unit of a training hospital in Istanbul between April and June 2016 to determine INR. Data collected with data collection form, developed by the researchers, were evaluated in 95% confidence interval and significance level p<0.05 using descriptive statistical methods (number, percentage, average, standart deviation) and chi-square test in SPSS 22.0 program. The ethical committee approval was obtained.
Results: Average age was 60.3±10.6 years; 55.8% were women; 63.3% primary school graduates; main indications were prosthetic heart valve (52.6%) and deep vein thrombosis (35.8%); bleeding was more common in females (p<0.05). Almost all were under follow-up of a physician, informed by a physician, and although they claimed that they were checking INR and know the therapeutic INR range, patients with uncontrolled INR were more common. These results were similar in terms of individual, health-disease state and warfarin use caharacteristics.
Conclusion: In this investigation, in which more than half were uncontrolled according to the effective INR value, we recommend developing warfarin education programs aiming at obtaining effective INR value and increasing nurse efficiency in education; taking the parameters like age, gender, education level, presence of chronic disease and used medicines into account.

TRA-T2899
4.
Kalp Yetersizliğinde Ödem
Edema in Heart Failure
Meryem Yıldız Ayvaz, Nuray Enç
doi: 10.5543/khd.2018.14632  Sayfalar 69 - 75
Kalp yetersizliğine bağlı gelişen en temel semptomlardan birisi ödemdir. Kalp yetersizliğinde görülen ödem; patofizyolojisinin anlaşılması ve etkili hemşirelik bakımının planlanabilmesi amacıyla, periferik ödem ve pulmoner ödem olarak sınıflandırılabilir. Şiddetli ve yaygın sıvı retansiyonu ile birlikte ortaya çıkan ödem; periferik ödemdir. Periferik ödem olan hastalarda tedavinin temel dayanağı sıvıyı uzaklaştırmaya çalışmaktır. Hastaların dikkatli bir şekilde izlenmesi ve etkili hemşirelik bakımının planlanması önemlidir. Periferik ödemin aksine akut pulmoner ödemde, vücuttaki toplam sıvı miktarı artmaz ancak hemodinamik değişikliklere yol açan bozulmuş kalp fonksiyonunun etkisiyle, sıvının "yanlış" vücut bölmesine hareket etmesi söz konusudur. Pulmoner ödem tedavisinde temel amaç, altta yatan hemodinamik nedeni düzeltmek ya da ortadan kaldırmak ve sıvının akciğer dokularından dolaşıma geri dönmesini sağlamaktır. Bu bağlamda hasta bakımının planlanması ve uygun hemşirelik bakım yönetiminin sağlanması önemli bir yere sahiptir.
One of the most basic symptoms due to heart failure is edema. Edema in heart failure; can be classified as peripheral edema and pulmonary edema in order to understand the physiopathology and plan effective nursing care. Edema associated with severe and extensive fluid retention; peripheral edema. The mainstay of treatment in patients with peripheral edema is to try to remove the fluid. Careful monitoring of patients and planning of effective nursing care is important. In contrast to peripheral edema, acute pulmonary edema, the total amount of fluid in the body does not increase, but the effect of impaired heart function, which leads to hemodynamic changes, is that the fluid moves to the "wrong" body part. The main goal in the treatment of pulmonary edema is to correct or remove the underlying hemodynamic cause and to allow the fluid to return from the pulmonary tissues. In this context, the planning of patient care and the provision of appropriate nursing care management are important.

5.
İmplante Edilebilir Kardiyoverter Defibrilatörü Olan Hastalarda Cinsel Yaşam ve Cinsel Danışmanlık
Sexual Life and Sexual Counseling in Patients with Implantable Cardioverter Defibrillator
Tuğba Yardımcı, Hatice Mert
doi: 10.5543/khd.2018.46036  Sayfalar 76 - 81
İmplante edilebilir kardiyoverter defibrilatör (ICD) hayatı tehdit eden ventriküler taşikardi ve fibrilasyon durumlarını algılayarak sonlandıran, aynı zamanda ani kardiyak ölüm (AKÖ) riski taşıyan bireylerde birincil koruma yöntemi olarak kullanılan bir cihazdır. ICD hastaları cihaza uyum sağlama döneminde birçok problemle karşılaşmaktadırlar. Cinsel aktivite ve cinsel fonksiyonda azalma hastaların yaygın olarak karşılaştıkları ve en az dikkat çekilen problemlerden birisi olmaktadır. Literatürde hastaların cinsel aktivitenin sürdürülmesine yönelik endişeleri olduğu, ICD takılmadan önce ve takıldıktan sonraki dönemde cinsel aktivite sıklığında azalma yaşadıkları, cinsel aktivite esnasında şok almaktan korktukları, cinsel yaşamlarına yönelik daha çok bilgi ve danışmanlık almak istedikleri bildirilmektedir. ICD implantasyonu sonrası cihazın hastalarda neden olduğu psikolojik problemler hastalarda cinsel aktiviteye yönelik endişelere ve cinsel aktiviteden kaçınma davranışına neden olabilmektedir. Hastayı tedavi eden sağlık profesyonellerinin hastanın fizyolojik olarak iyileşmesinin yanı sıra psikolojik olarak iyileşmesine de katkıda bulunmaları gerekmektedir. Hastaların cinsel problemleri eşleri ile birlikte ele alınmalı ve hastalar bu konularda konuşmaya teşvik edilmelidir. Bu nedenle sağlık profesyonellerinin, özelikle hastayla daha uzun süre zaman geçiren hemşirelerin ICD hastalarına eğitim planlama aşamasında cinsel yaşama da yer vermeleri ve hastaların bu konuya yönelik endişelerini anlatabilmelerine olanak sağlamaları önemlidir. Bu derlemede incelenen kılavuzlar ve literatür doğrultusunda ICD hastaları ve eşlerine yapılabilecek cinsel danışmanlık ile ilgili sağlık çalışanlarına yol gösterecek pratik stratejiler ve kanıta dayalı yaklaşımlar anlatılmıştır.
Implantable cardioverter defibrillator (ICD) is a device that detects and terminates life-threatening ventricular tachycardia and fibrillation conditions, it is also used as a primary prevention method in individuals who are at risk of sudden cardiac death (SCD). ICD patients are faced with many problems during the adaptation period. The decrease in sexual activity and sexual function is one of the most common and least noted problems among patients. It is reported in the literature that patients are concerned about the maintenance of sexual activity and that they are experiencing a decrease in the frequency of sexual activity before and after ICD implantation, fearing of shock during sexual activity, seeking more information and advice about their sexual life. Psychological problems caused by ICD implantation can lead to worries about sexual activity and avoidance behaviors in patients. Health professionals who treat the patient need to contribute to the physiological healing of the patient as well as to the psychological healing of the patient. Patients' sexual problems should be handled with their spouses and patients should be encouraged to talk about these issues. Therefore it is important that health professionals especially nurses who spend more time with the patient ensure that are able to engage in ICD patients' sexual life during the training planning phase and to express their concerns about this issue. In line with the guidelines and literature review it is aimed to show practical strategies and evidence-based approaches to health workers related to sexual counseling for ICD patients and their partners.

JTGGA-9860
6.
Hipertansif Atak Yaşayan Hastalara Watson’ın İnsan Bakım Modeli Kullanılarak Uygulanan Hemşirelik Bakımı: Olgu Sunumu
Use of Watson’s Theory of Human Caring in Nursing Care of Patients with Hypertensive Attack: Case Report
Öznur Erbay, Yasemin Yıldırım, Çiçek Fadıloğlu, Fisun Şenuzun Aykar
doi: 10.5543/khd.2018.41275  Sayfalar 82 - 88
Hemşirelik kuram ve modelleri, hemşirelik uygulamalarını sistematize etmek için bir çerçeve oluşturmaktadır. Hemşirelikte model kullanımı, tıbbi uygulamalardan farklı olarak hemşireliğin özüne ve uygulamalarına odaklanılmasını sağlamaktadır. Ayrıca bakımın sistematik, amaçlı, kontrollü ve etkili olmasına yardımcı olmaktadır. Hemşirelik disiplinini çok iyi yansıttığı için hemşirelik alanında popüler olarak kullanılan kuramlardan biri olan Watson’ın İnsan Bakım Kuramı; birey ve hemşire arasındaki doğal, güvenilir, şefkatli ve duyarlı bir ilişkiye odaklanmaktadır. Modelin iyileştirme süreçlerine temellendirilmiş hemşirelik bakımı ile bireye bütüncül bir yaklaşım sağlamaktadır.
Bu makalede; daha önce 5 kez hipertansif atak yaşamış ve tedaviye uyumsuzluk sorunları olan 85 yaşındaki bir kadın hastanın Watson’ın İnsan Bakım Modeli’ne göre hemşirelik yönetimi ele alınmış ve bu modelin kullanımı yönelik bir örnek oluşturmak amaçlanmıştır.
Nursing theory and models form a framework for systematizing nursing practices. The use of models in nursing provides nurses to focus on the essence of nursing and its applications rather than medical practice. Also, it helps patient care to be systematic, purposeful, controlled and effective. Watson’s theory of human caring which is the one of the popular theories in nursing because it reflects the discipline of nursing very welli focuses on natural, trustful, tender and sensetive relationship between the individual and the nurse. The nursing care that is based on caritas process of the model provides a holistic approach to the individual.
In this article; Watson’s Theory of Human Caring and use of this model is explained with a 85-year-old female patient with a history of hypertensive attack 5 times before and treatment nonadherence problems, an example related using model in nursing management is displayed.



 
 
Copyright © 2016 Türk Kardiyoloji Derneği

LookUs & Online Makale