E-ISSN 2149-4975 Anasayfa   |  İletişim    |  EN
 
Cilt : 11 Sayı : 24 Yıl : 2020
Son Sayı Erken Baskı Arşiv Popüler Makaleler

   
Hızlı Arama





 
Turk J Card Nur: 11 (24)
Cilt: 11  Sayı: 24 - Nisan 2020
Özetleri Gizle | << Geri
ARAŞTıRMA
1.
Bilinçli Farkındalık, Kalp Yetersizliği Olan Hastaların Hastane Anksiyete-Depresyon Düzeyini Etkiler Mi?
Does Mindfulness Affect Hospital Anxiety-Depression Level of Patients with Heart Failure?
Seyhan Çıtlık Sarıtaş, Seher Çevik Aktura
doi: 10.5543/khd.2020.63835  Sayfalar 1 - 6
Amaç: Bilinçli farkındalık düzeyinin, kalp yetersizliği olan hastaların hastane anksiyete-depresyon düzeyini etkileyip etkilemediğini incelemektir.
Yöntemler: Araştırma tanımlayıcı olarak Türkiye’nin doğusunda bulunan bir üniversite hastanesinin kardiyoloji servis ve yoğun bakımlarında yapıldı. Araştırmanın evrenini bahsedilen hastanenin kardiyoloji servisinde ve yoğun bakımında takibi devam eden kalp yetersizliği tanısı almış hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise güç analizi ile 0.05 yanılgı, 0.95 güven aralığıyla, evreni 0.95 temsil gücüyle 110 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında araştırmacılar tarafından geliştirilen Kişisel Tanıtım Formu, Bilinçli Farkındalık Ölçeği ve Hastane Anksiyete-Depresyon ölçeği kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA, Mann Whitney U, Korelasyon ve Cronbach Alfa güvenirlik analizi kullanıldı. Sonuçlar %95’lik güven aralığında, anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi.
Bulgular: Araştırmada hastaların bilinçli farkındalık ölçeği puan ortalamalarının 42.9±7.7 olduğu ve hastaların bilinçli farkındalıklarının orta düzeyde olduğu bulundu. Kalp yetersizliği olan hastaların %52.7’sinde anksiyete, %98.2’sinde ise depresyon riski olduğu görüldü. Araştırmada kalp yetersizliği olan hastaların bilinçli farkındalık düzeyleri arasında, anksiyete ve depresyon riski açısından önemli fark olduğu bulundu.
Sonuç: Araştırma sonucunda kalp yetersizliği olan hastaların bilinçli farkındalıklarının orta düzeyde olduğu, yine hastalarda anksiyete ve depresyon oranının yüksek olduğu ve bilinçli farkındalık düzeyinin anksiyete ve depresyon riski üzerinde etkili olduğu bulundu.
Objective: The aim of this study was to investigate whether mindfulness affects the level of hospital anxiety and depression in patients with HF.
Methods: The research was conducted as descriptive study. The study of a university hospital located in the east of Turkey was held in cardiology and intensive care services. The population of the study consisted of patients with HF who were followed up in the cardiology service and intensive care unit of the hospital. The sample of the study consisted of 110 patients with 0.05 error, 0.95 confidence interval and 0.95 representation power of the universe. Personal Information Form, Conscious Awareness Scale and Hospital Anxiety-Depression Scale developed by the researchers were used to collect the data. Data were analyzed using descriptive statistics, independent samples t test, Oneway ANOVA, Mann Whitney U, Correlation and Cronbach Alpha reliability analysis. The results were evaluated with 95% confidence interval and p<0.05 significance level.
Results: The mean Mindful Attention Awareness Scale score of the patients was 42.9±7.7 and the patients' conscious awareness was moderate. Anxiety and depression were observed in 52.7% and 98.2% of patients with heart failure. In the study, it was found that there was a significant difference between the conscious awareness levels of heart failure patients in terms of the presence of anxiety and depression.
Conclusion: As a result of the study, it was found that conscious awareness of heart failure patients was moderate, anxiety and depression rates were high in heart failure patients, and anxiety and depression status were important exhaustors for mindfulness.

2.
Koroner Anjiyografi Uygulanacak Hastaların Yaşam Kalitesi ve Kaygı Düzeyleri
Quality of Life and Anxiety Levels of Patients with Coronary Angiography
Pınar Yel, Serap Ünsar
doi: 10.5543/khd.2020.65477  Sayfalar 7 - 15
Amaç: Bu kesitsel çalışma; koroner anjiyografi işlemi uygulanacak hastaların yaşam kalitesi ile kaygı seviyeleri arasındaki ilişkiyi saptamak ve bunları etkileyen bireysel ve hastalık ile ilgili özellikleri belirlemek amacıyla yapıldı.
Yöntemler: Çalışmaya Ekim 2007-Şubat 2008 tarihleri arasında Edirne ilinde bir üniversite hastanesinin kardiyoloji kliniğine başvuran 202 hasta alındı. Veriler, hasta tanıtım formu, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Spielberger Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri ile toplandı. Verilerin analizinde yüzdelik, ortalama, Student-t testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal- Wallis H testi tekniği kullanıldı.
Bulgular: Çalışmaya katılanların %58.9'u erkek, %85.6'sı evli, %37.6'si 55 yaşın altında, %52.5'i ilkokul mezunudur. Bu çalışmada kadınların yaşam kalitesi erkeklere göre daha düşük, kaygı düzeyleri ise daha yüksek bulunmuştur. Yaş, medeni durumu, gelir ve eğitim düzeyi gibi kişisel özellikler; klinik tanı, ilaç kullanma durumu vb. hastalıkla ilişkili özellikler yaşam kalitesi ve kaygı düzeyini etkilemektedir. Hastaların kaygı puanı arttıkça yaşam kalitesi azalmaktadır (p<0.05).
Sonuç: Hemşireler, koroner arter hastalığı olup girişimsel işlem yapılacak hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek ve kaygı düzeylerini azaltmak için kişisel (yaş, eğitim durumu gibi) ve hastalığa ilişkin (klinik tanı, ilaç kullanma gibi) özelliklerini göz önüne alarak bakım ve eğitim vermelidirler.
Objective: This cross sectional study was planned to investigate the relationship between quality of life and level of anxiety in the patients coronary angiography and to determine the personal and disease factors that affects this relationship.
Methods: This study were included 202 patients who applied to University Faculty Cardiology Clinic between October 2007 and February 2008 in Edirne. Data were collected by Patient Information Form, Short Form Health Survey-36 (SF-36) and Spielberger Stait-Trait Anxiety Inventory. The data were analysed by percentage, average, student- t test, Mann Whitney U test, the technique of Kruskall-Wallis H test.
Results: The %58.9 of the patients were male, %85.6 of them were married, %37.6 of them were under 55 years of age, %52 of them were primary school graduates. According to the findings of the study, women have less quality of life than man and anxiety levels were higher. The personal properties as age, marital status, level of education and amount of income, profession, and the conditions related to the disease as the clinical diagnosis, conditio the usage of drug affect quality of life and anxiety. The patient's quality of life decreases as the state trait anxiety scores increase (p<0.05).
Conclusion: Nurses should give care and education considering the characteristics of the individual (age, educational status, etc.) and disease (clinical diagnosis, drug use, etc.) in order to improve the quality of life and reduce anxiety levels of patients with coronary artery disease who will undergo invasive procedures.

3.
Miyokard Infarktüsü Geçiren Hastalarda Sağlık Anksiyetesinin Uyku Kalitesine Etkisi
The Effect of Health Anxiety on Sleep Quality in the Patients who Had Myocardial Infarction
Seher Çevik, Seyhan Çıtlık Sarıtaş
doi: 10.5543/khd.2020.38257  Sayfalar 16 - 22
Amaç: Araştırma Miyokard infarktüsü geçiren hastalarda sağlık anksiyetesinin uyku kalitesine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı.
Yöntemler: Araştırma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Araştırma Türkiye’nin doğusunda bulunan bir üniversite hastanesinin kardiyoloji servis ve yoğun bakımlarında yapıldı. Araştırmanın evrenini bahsedilen hastanenin kardiyoloji servisinde ve yoğun bakımında takibi devam eden Miyokard infarktüsü tanısı almış hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise güç analizi ile 0.05 yanılgı, 0.95 güven aralığıyla, evreni 0.95 temsil gücüyle 108 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacılar tarafından oluşturulan Kişisel Tanıtım Formu, Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Richards Campbell Uyku Ölçeği kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistik, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA, Man Witney U, Kolerasyon ve Cronbach Alfa güvenirlik analizi kullanıldı.
Bulgular: Araştırmada katılımcıların Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve Richards Campbell Uyku Ölçeği puan ortalamalarının sırasıyla 22±7.2 ve 226.2±80.4 olduğu bulundu. Hastaların sağlık anksiyetelerinin düşük, uyku kalitelerinin ise orta düzeyin altında olduğu görüldü. Araştırmada hastaların mesleklerine ve hissettikleri göğüs ağrısı şiddetine göre uyku kalitelerinin değiştiği bulundu. Hastaların sağlıkları ile ilgili endişe duyma durumuna göre ise sağlık anksiyeteleri arasındaki farkın önemli olduğu görüldü. Araştırmada hastaların Sağlık Anksiyetesi Ölçeği ve alt boyutları ile Richards Campbell Uyku Ölçeği arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak önemli olmadığı bulundu.
Sonuç: Çalışma sonunda Miyokard infarktüsü geçiren hastalarda sağlık anksiyetesinin uyku kalitesi ile anlamlı bir ilişkisinin olmadığı görüldü.
Objective: The aim of this study was to determine the effect of health anxiety on sleep quality in patients with myocardial infarction.
Methods: The research was conducted as descriptive and relationship seeker. Research cardiology service of a university hospital in the east of Turkey and was held in intensive care. The population of the study consisted of myocardial infarction patients who were followed up in the cardiology department and intensive care unit of the hospital. The sample of the study consisted of 108 patients with a power of 0.05 error, 0.95 confidence interval and 0.95 representation power of the universe. Data were collected using the Personal Identification Form, Health Anxiety Scale, and Richards Campbell Sleep Scale. Data were analyzed using descriptive statistics, independent samples t test, Oneway ANOVA, Man Witney U, Colonation and Cronbach Alpha reliability analysis.
Results: The mean scores of Health Anxiety Scale and Richards Campbell Sleep Scale were 22±7.2 and 226.2±80.4, respectively. The patients' health anxiety was low and their sleep quality was below the moderate level. In the study, it was found that sleep quality of the patients changed according to their occupation and the severity of chest pain. There was a significant difference between the health anxiety levels of the patients according to their anxiety about their health. In the study, it was found that the relationship between the Health Anxiety Scale and the sub-dimensions of Richards Campbell Sleep Scale was not statistically significant.
Conclusion: At the end of the study, it was seen that there was no significant relationship between health anxiety and sleep quality in patients with myocardial infarction.

4.
İleri Kalp Yetersizliği Olan Hastalarda Sağlık Statüsünün Belirleyicileri
Predictors of Health Status of Patients with Advanced Heart Failure
Şeyma Demir, Zeynep Özer
doi: 10.5543/khd.2020.24483  Sayfalar 23 - 30
Amaç: Bu çalışmanın amacı ileri kalp yetersizliği olan hastalarda sağlık statüsünün belirleyicilerini saptamaktır
Yöntemler: Tanımlayıcı, kesitsel ve tek merkezli çalışma Mayıs 2013-Mayıs 2014 arasında kalp yetersizliği olan 296 hasta ile yapıldı. Sağlık statüsü Kansas City Kardiyomiyopati Anketi ile belirlendi. Sosyodemografik, klinik özellikler ve semptomlar potansiyel belirleyiciler olarak düşünüldü. Diğer belirleyiciler Mishel Hastalıkta Belirsizlik Ölçeği-Toplum Formu, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği ve Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ile ölçüldü. Sağlık statüsünün bağımsız belirleyici değişkenleri enter method ile çalışılan çoklu regresyon analizi ile hesaplandı. Sağlık statüsü ile ilişkili bağımsız değişkenler bağımsız iki örneklem t testi ve tek yönlü varyans analizi ile karşılaştırıldı.
Bulgular: Çalışmada üç sağlık statüsü puanı elde edildi. Hastaların genel sağlık, fonksiyonel durum ve klinik toplam skorları sırasıyla 59.26±21.66, 35.30±15.01, 52.70±19.80 idi. Regresyon analizine göre Model 1, Model 2 ve Model 3’te yer alan değişkenler sağlık statüsü için varyansın sırasıyla %66.9, %72.1, %66.6’sını açıkladı. Üç farklı regresyon modelinde, ortak belirleyici değişkenler semptom yükü, algılanan sağlık durumu, sosyal destek ve hekimden bilgi almaydı. Hastalık belirsizliği, fonksiyonel durum için belirleyici değişkenlerden biriydi.
Sonuç: Bu çalışmada, ileri kalp yetersizliği olan hastalarda sağlık statüsü çok değişkenli olarak değerlendirildi ve özgünlük içermektedir. Çalışma bulguları doğrultusunda, daha iyi sağlık sonuçları elde etmek için hasta eğitimi kalitesinin arttırılması ve sağlık bakım hizmetlerinde biyopsikososyal yaklaşımın ön plana çıkarılmasının gerekliliği vurgulanabilir.
Objective: The aim of this study was to determine the predictors of health status in patients with advanced heart failure.
Methods: The descriptive, cross-sectional, single-center study was conducted with 296 patients between May 2013 and May 2014. Patients’ health status was determined using the Kansas City Cardiomyopathy Questionnaire. Sociodemographic and clinical characteristics as well as symptoms were potential predictors. Other predictors were measured with the Mishel’s Uncertainty in Illness Scale–Community Form, Coping Style Scale and Multidimensional Scale of Perceived Social Support. The predictors of health status were examined via multiple linear regression analyses which was performed with enter method. Independent variables related to health status were compared using the Student’s t test and one way ANOVA.
Results: Three health status scores were obtained in the study. The overall health, functional status and clinical total scores were 59.26±21.66, 35.30±15.01 and 52.70±19.80, respectively. Variables included in Models 1, 2 and 3 according to regression analysis accounted for 66.9%, 72.1% and 66.6% of the variance in health status, respectively. In three different regression models, common predictor variables were symptom burden, perceived health status, social support and informants being doctors. Furthermore, illness uncertainty was a predictor variable for functional status.
Conclusion: The health status of patients with advanced heart failure was assessed multivariate and includes originality. Through the findings of the study, it can be emphasized that the quality of patient education should be improved and biopsychosocial approach should be featured in health care services in order to achieve better health outcomes.

DERLEME
5.
Akut Koroner Sendromlu Hastalarda Sağlıklı Yaşam Davranışlarının Kazandırılması
Obtaining of Healthy Life Behaviors in Patients with Acute Coronary Syndrome
Aynur Kaynar Şimşek, Şule Ecevit Alpar
doi: 10.5543/khd.2020.80299  Sayfalar 31 - 36
Kardiyovasküler hastalıklar gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ölüm nedenleri arasında birinci sırada yer almaktadır. Bu hastalıklar arasında akut koroner sendrom (AKS) morbidite ve mortalitesi en yüksek olanıdır. Risk faktörleri kontrol altına alındığında morbidite ve mortalitesi düşürülebilen bir durum olan AKS’nin sağaltımı ve risk kontrolü ne yazık ki istendik düzeyde değildir. Bu makale akut koroner sendrom geçiren hastaların risk faktörlerini kontrol altına almak ve hastalara sağlıklı yaşam davranışları kazandırmak amacıyla yapılacak girişimler hakkında bilgi vermek amacıyla yazıldı.
Cardiovascular diseases take the first place among the reasons of death both in the developed and developing countries. Acute coronary syndrome (ACS) has the highest mortality among these diseases. Mortality and morbidity of ACS can be decreased when the known risk factors of it are controlled, however the risk control and treatment of it are not at the desired level yet. This review was written both to control the risk factors of patients with acute coronary syndrome and to generate information about the interventions performed in order to maintain healthy life habbits to the patient.

OLGU SUNUMU
6.
Kolcaba’nın Konfor Kuramına Göre Atriyal Fibrilasyon Olgusu
A Case of Atrial Fibrillation According to Kolcaba's Comfort Theory
Halise Taşkın Duman, Yasemin Yıldırım, Çiçek Fadıloğlu, Fisun Şenuzun Aykar
doi: 10.5543/khd.2020.98598  Sayfalar 37 - 42
Hemşirelikte kavramsal modellerin kullanımı hemşirelik bakımına eleştirel bir bakış açısı, bilimsel temel kavram ve prensipler kazandırarak hasta bireyde etkin bir bakım oluşturur. Hemşirelik bakımında kullanılan kavramsal modellerden biride Katharine Kolcaba tarafından geliştirilen ‘Konfor Kuramı’dır. Kuramda holistik görüşle konfor kavramını, ferahlama, rahata kavuşma ve sorunların üstesinden gelebilmek için temel insan gereksinimlerini karşılamanın o andaki deneyimi olarak açıklamaktadır. Bu olguda atriyal fibrilasyon tanısı nedeniyle kardiyoversiyon ve ablasyon uygulanan bir hastanın konfor kuramına göre hemşirelik bakım süreci gerçekleştirilmiştir.
The use of conceptual models in nursing creates a critical point of view of nursing care, scientific basic concepts and principles and provides effective care for the sick individual. One of the conceptual models used in nursing care is ‘Theory of Comfort’ developed by Katharine Kolcaba. In theory he describes the concept of comfort with holistic view as the current experience of relieving, resting and meeting basic human needs to overcome problems. In this case, the nursing care process was performed according to the comfort theory of a patient who underwent cardioversion and ablation for atrial fibrillation.

7.
Akut Koroner Sendrom Tanısı Olan Hastaya Sistemler Modeline Göre Uygulanan Hemşirelik Yaklaşımı
Nursing Approach to Patient with Acute Coronary Syndrome Diagnosis According to the Model of Systems
Pınar Yel, Yasemin Yıldırım, Fisun Şenuzun Aykar, Çiçek Fadiloğlu
doi: 10.5543/khd.2020.59244  Sayfalar 43 - 49
Koroner arter hastalığı dünyada en önde gelen mortalite ve morbidite nedenidir. Koroner arter hastalığına sahip bireyler en çok akut koroner sendrom ile hastaneye başvururlar. Akut koroner sendromu olan hastalar; fiziksel, sosyal, psikolojik açıdan çok yönlü olarak etkilenmektedir. Hemşireler, hastalara uygun hemşirelik yönetimini planlarken, bireyleri çok boyutlu değerlendirmeli ve hemşirelik modellerine dayandırarak uygun girişimleri sunmalıdır. Bu modellerden biri de Betty Neuman Sistemler modelidir. Bu olgu sunumunda, unstabil angina pektoris (USAP) tanısı olan bir hastanın algıladığı stresörler ve bireyin bu stresörlerden etkilenme durumu Neuman Sistemler Modeline göre ele alınmış ve hemşirelik yönetimi planlanmıştır.
Coronary artery disease is the leading cause of mortality and morbidity in the world. Individuals with coronary artery disease mostly apply to the hospital with acute coronary syndrome. Patients with acute coronary syndrome are affected in many ways of physically, socially, psychologically. When planning appropriate nursing management for nurses, nurses should evaluate individuals in multiple dimensions and offer appropriate interventions based on nursing models. One of these models is Betty Neuman Systems model. In this case report, the stressors perceived by a patient diagnosed with unstable angina pectoris (USAP) and the state of the individual's exposure to these stressors are handled according to the Neuman Systems Model and nursing management is planned.



 
 
Copyright © 2016 Türk Kardiyoloji Derneği

LookUs & Online Makale