EISSN 2149-4975
Turkish Journal of Cardiovascular Nursing - Turk J Card Nur: 14 (34)
Volume: 14  Issue: 34 - August 2023
REVIEW
1.Cardiopulmonary Resuscitation in the Prone Position and the Role of the Nurse
Berna Cafer Karalar, Serap Özer
doi: 10.5543/khd.2023.48568  Pages 62 - 67
Kardiyak arrest durumlarında hızlı ve hemen başlanan kardiyopulmoner resüsitasyonun (KPR) hastayı kurtarmadaki önemi yadsınamaz bir gerçektir. Standart KPR, hastanın supin pozisyonunda uygulanmaktadır. Fakat hastaya supin pozisyonu verilemiyorsa, akut solunum yetersizliği sendromu, spinal cerrahi ve omurga cerrahisi gibi durumlar söz konusu ise pron pozisyonu verilerek de KPR uygulanabilmektedir. Ayrıca günümüzde koronavirüs hastalığında da pron pozisyonunun yararlı etkileri gösterilmekte ve bu hastalarda kardiyak arrest tablosu ile karşılaşıldığında pron KPR uygulaması tercih edilebilmektedir. Hemşireler, hasta bakımında her zaman aktif olan ve genellikle arrest durumunu ilk tanılayan ve müdahaleyi gerçekleştiren sağlık profesyonelleridir. Hasta için tüm önlemleri alarak KPR uygulamalarını başlatmakta ve komplikasyonlardan korumak adına girişimleri uygulamaktadır. Bu derlemede, pron pozisyonunda KPR uygulamasının ve bu kapsamda hemşirenin rolünün açıklanması amaçlandı.
The importance of rapid and immediate cardiopulmonary resuscitation in saving the patient in cardiac arrest is an undeniable fact. Standard cardiopulmonary resuscitation is performed in the supine position. However, if the patient cannot be placed in the supine position, in cases such as acute respiratory failure syndrome, spinal surgery and spine surgery, cardiopulmonary resuscitation can be performed by placing in the prone position. In addition, the beneficial effects of prone position are shown in Covid-19 disease today, and when cardiac arrest is encountered in these patients, prone cardiopulmonary resuscitation may be preferred. Nurses are health professionals who are always active in patient care and generally diagnose and intervene in case of arrest. Nurses start cardiopulmonary resuscitation practices by taking all precautions for patients and implement interventions to prevent complications. In this review, it is aimed to explain the practices of cardiopulmonary resuscitation in

RESEARCH ARTICLE
2.Clinical Reflections of the Basic Electrocardiography Course in Nursing Education: A Qualitative Study
Selin Keskin Kızıltepe, Aslı Kurtgöz, Hülya Keskin
doi: 10.5543/khd.2022.81994  Pages 68 - 75
Amaç: Bu çalışma, hemşirelik eğitiminde verilen temel elektrokardiyografi (EKG) dersinin klinik uygulamalara nasıl yansıdığını incelemek amacıyla yapıldı.

Yöntem: Bu çalışma, EKG dersi alan ve sonrasında klinik uygulamaya çıkan 21 hemşirelik son sınıf öğrencisi ile gerçekleştirildi. Öğrencilerin EKG çekme, yorumlama ve monitörize hasta takibine ilişkin klinik deneyimleri bireysel derinlemesine görüşme tekniği kullanılarak incelendi. Verilerin analizi tematik analiz yöntemi kullanılarak yapıldı.

Bulgular: Araştırmaya katılan öğrencilerin altısı erkek, 15’i kadın olup, yaşları 22 ile 27 arasında değişmektedir. Yapılan görüşmeler sonucunda “ilk EKG çekme deneyimi,” “EKG dersi alma deneyiminin katkıları,” “EKG dersine ilişkin öneriler” olmak üzere üç tema ve dokuz alt tema elde edildi.

Sonuç: Bu araştırmada hemşirelik son sınıf öğrencilerine verilen EKG dersinin öğrencilerin kişisel ve mesleki gelişimlerini olumlu yönde etkilediği, gelecekteki mesleki rollerine daha iyi hazırlanmalarına katkıda bulunduğu sonucuna varıldı.
Objective: This study was conducted to examine how the basic electrocardiography course given in nursing education is reflected in clinical practice.

Methods: This study was carried out with 21 senior nursing students who took electrocardiography course and then went into clinical practice. The clinical experiences of the students regarding electrocardiography recording, interpretation, and monitored patient follow-up were examined using the individual in-depth interview. Data analysis was done using the thematic analysis method.

Results: Six of the students participating in the study were male and 15 were female, and their ages ranged from 22 to 27. As a result of the interviews, 3 themes and 9 sub-themes were obtained: “First electrocardiography shooting experience,” “Contribution of the experience of taking electrocardiography course,” and “Suggestions about electrocardiography course.”

Conclusions: In this study, it was concluded that the electrocardiography course given to the senior nursing students affected the personal and professional development of the students positively and contributed to their better preparation for their future professional roles.

3.The Death Anxiety in Patients with Myocardial Infarction
Mustafa Şafak, Mehtap Kızılkaya
doi: 10.5543/khd.2023.50490  Pages 76 - 81
Amaç: Bu çalışma, miyokard enfarktüsü geçiren hastaların ölüm kaygısı düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapıldı.

Yöntemler: Araştırmada 295 hasta örneklem grubuna alındı. Veriler sosyodemografik bilgi formu ve ölüm kaygısı ölçeği ile toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, Tukey ve t testi kullanıldı.
Bulgular: Araştırmaya katılan hastaların yaş ortalaması 59,99 ± 13,49 yıl olup %69,2’si erkek, %89,5’i evli ve %36,3’ünün dörtten fazla çocuğu vardır. Hastaların ölüm kaygısı ölçeği puan ortalaması 6,25 ± 2,54’tür. Ölçek puan ortalamaları ile yaş, kadın cinsiyet, okuryazar olmama ve herhangi bir işte çalışmama değişkenleri arasında istatistiksel olarak negatif yönde ilişki olduğu saptandı.

Sonuç: Hastaların ölüm kaygısı ölçeği puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu belirlendi. Yapılacak tüm işlemler hakkında bilgi verilmesi, ölüm kaygısı yaşayan hastaya uygun yaklaşımda bulunulması önerildi.
Objective: This study was conducted to determine the death anxiety levels of patients with myocardial infarction and the factors affecting it.

Methods: In the study, 295 patients were included in the sample group. Data were collected with the “Socio-demographic Information Form” and “Death Anxiety Scale”. In the analysis of the data, number, percentage, mean, standard deviation, Mann–Whitney U, Kruskall–Wallis, Tukey, and t test were used.

Results: The mean age of the patients participating in the study was 59.99 ± 13.49 years, 69.2% were male, 89.5% were married, and 36.3% had more than 4 children. The mean score
on the Death Anxiety Scale of the patients was 6.25 ± 2.54. It was found that there was a statistically negative correlation between the scale mean scores and the variables of age, female gender, illiteracy and not working in any job.

Conclusion: It was determined that the death anxiety scale mean scores of the patients were moderate. It is recommended to give information about all the procedures to be done and to approach the patient with death anxiety.

4.Knowledge and Attitudes About Acute Coronary Syndrome Among Older Patients: A Cross-Sectional Study
Arzu Akbaba, Imatullah Akyar
doi: 10.5543/khd.2023.03274  Pages 82 - 88
Amaç: Acil tedaviye ulaşma sırasındaki yaşanılan gecikmeler, akut koroner sendromlu yaşlı hastaların mortalite oranlarının artışına katkıda bulunabilir. Bu durum genellikle hastaların akut koroner sendrom semptomları hakkındaki bilgisi ve farkındalığı ile ilişkilidir. Bu çalışma akut koroner sendromlu yaşlı hastaların semptomları hakkındaki bilgi ve tutumlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı, kesitsel bir tasarım kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini, akut koroner sendrom nedeniyle kardiyoloji servis ve koroner yoğun bakım ünitesine yatışı yapılan 117 yaşlı hasta oluşturmuştur. Veriler Akut Koroner Sendrom Yanıt İndeksi ile toplanmıştır. AKS-Yanıt İndeksi alt ölçeklerine göre gruplar arasındaki potansiyel farklılıkları değerlendirmek için Mann-Whitney ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır.

Bulgular: Katılımcıların bilgi puanı 14,7 ± 2,10 ve tutum puanı 12,0 ± 3,28’dir. Katılımcıların yarısından fazlası (%61), bilgi için kesme puanının %70’inin üzerinde doğru yanıt vermiştir. Katılımcıların çoğu (>%85) akut miyokard enfarktüsünün tipik semptomlarını (bulantı/kusma, boyun ağrısı) ve yarısından fazlası (<%65) atipik semptomları (mide ekşimesi, baş dönmesi) tanımlamıştır. Katılımcılar “kendilerinde (%52,2) ve başkalarında kalp krizi belirti/bulgularını tanıma ve diğer hastalıklardan ayırt etme (%65)” konusunda hiç emin olmadıklarını ya da biraz emin olduklarını belirtmişlerdir.

Sonuç: Yaşlı hastaların semptomları hakkındaki genel bilgi puanı ortalamasının orta düzeyde olduğu ancak atipik semptomlar hakkında bilgilerinin yetersiz olduğu ve belirtilere karşı olumsuz tutum sergiledikleri belirlenmiştir. AKS’ye yönelik yetersiz bilgi ve olumsuz tutumlar, yaşlı hastalarda hastane öncesi gecikmelere neden olabilir. Acil tedaviye ulaşmadaki gecikmeleri en aza indirmek için, eğitim programları, atipik semptomlar yaşama olasılığı daha yüksek olan ve AKS semptomları hakkında yetersiz bilgiye sahip yaşlı hastalar gibi özel grupları hedeflemelidir.
Objective: Prehospital delay in seeking emergency care contributes to mortality associated with older patients with acute coronary syndrome. It is often linked with patients’ knowledge and awareness of acute coronary syndrome symptoms. The study aims to assess knowledge and attitude about acute coronary syndrome symptoms among older acute coronary syndrome survivors.

Methods: A descriptive, cross-sectional survey design was used. The study sample consisted of 117 older adults admitted to the cardiology inpatient and coronary intensive care unit for acute coronary syndrome. Data were collected with the Acute Coronary Syndrome Response Index. According to the Acute Coronary Syndrome Response Index subscales, the Mann– Whitney and Kruskal–Wallis tests were used to analyze the data.

Results: Participants’ knowledge score was 14.7 ± 2.10, and the attitude score was 12.0 ± 3.28. More than half of the participants (61%) were over 70% true of the cut-off for knowledge score. Most participants (>85%) recognized typical symptoms of acute myocardial infarction (nausea/vomiting and neck pain), and more than half (<65%) recognized atypical symptoms (heartburn and dizziness). Participants were not at all or a little sure about “recognition of the signs and symptoms of a heart attack in themselves (52.2%) & in others and distinguish them from other diseases (≥65%).”

Conclusion: Older patients presented moderate knowledge about symptoms, inadequate knowledge of atypical symptoms, and negative attitudes toward signs. Insufficient knowledge and negative attitudes toward acute coronary syndrome may cause prehospital delays for older patients. To minimize delays in seeking emergency treatment, education programs should target specific demographic groups in older populations with insufficient knowledge of acute coronary syndrome symptoms, which are more likely to experience atypical symptoms.

5.The Relationship Between Sleep Quality, Coronavirus Anxiety, and Stress in Individuals with Heart Failure
Emine İlaslan, Zeynep Özer
doi: 10.5543/khd.2023.00377  Pages 89 - 94
Amaç: Kalp yetersizliği olan hastalarda uyku kalitesi ve stres günlük yaşamı etkileyen faktörler arasındadır. Bu araştırma, kalp yetersizliği olan hastalarda uyku kalitesi, stres ve koronavirüs anksiyetesi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı.

Yöntem: Bu araştırma, bir üniversite hastanesinin kardiyoloji kliniğinde, kalp yetersizliği tanısı ile tedavi gören ve araştırmaya gönüllü olarak katılan 272 hastayla yürütüldü. Veriler Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği Kısa Formundan oluşan bir değerlendirme formu ile toplandı. Veriler “Statiscal Package of Social Science (SPSS)” 23 programı kullanılarak %95 güven aralığında, anlamlılık P < 0,05 düzeyinde değerlendirildi.

Bulgular: Çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 67,58 ± 12,44 olup %50,4’ü kadındır. Yapılan analiz sonuçlarına göre katılımcıların; Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi toplam puan ortalaması 7,38 ± 3,22, Algılanan Stres Ölçeği toplam puan ortalaması 9,48 ± 3,20 ve Koronavirüs Anksiyete Ölçeği toplam puan ortalaması 2,38 ± 3,02 olarak bulundu. Koronavirüs Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları ile Algılanan Stres Ölçeği toplam ve alt boyutları puan ortalamaları arasında ilişki
olmadığı belirlendi (P > 0,05). Hastaların Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puan ortalamaları ile Koronavirüs Anksiyete Ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir ilişki tespit edilmedi (P > 0,05). Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi puan ortalaması ile Algılanan Stres Ölçeği puan ortalamaları arasında orta düzeyde pozitif yönde bir ilişki olduğu belirlendi (P < 0,001).

Sonuç: Kalp yetersizliği olan bireylerde uyku kalitesi, koronavirüs anksiyetesi ve stres arasın-aki ilişkiyi incelediğimiz araştırmamızda koronavirüs anksiyetesiyle uyku kalitesi arasında bir ilişki olmadığı ve günlük algılanan stresin uyku kalitesini olumsuz etkilediği sonucuna varıldı.
Objective: Sleep quality and stress are among the factors affecting daily life in patients with heart failure. This research was carried out to determine the relationship between sleep quality, stress, and coronovirus anxiety in patients with heart failure.

Methods: This study was carried out with 272 patients who were treated with the diagnosis of heart failure and participated in the study voluntarily in the Cardiology Clinic of a university hospital. Data were collected with an evaluation form consisting of “Patient Descriptive Information Form,” “Pittsburgh Sleep Quality Index,” and “Coronavirus Anxiety Scale Short Form.”

Results: According to the results of the analysis of the participants, Pittsburgh Sleep Quality Index total score average was 7.38 ± 3.22, Perceived Stress Scale total score average was 9.48 ± 3.20, and Coronavirus Anxiety Scale total score average was 2.38 ± 3.02. It was determined that there was no relationship between the mean score of the Coronavirus Anxiety Scale and the mean score of the Perceived Stress Scale total and sub-dimensions (P >.05). No significant correlation was found between the Pittsburgh Sleep Quality Index mean scores of the patients and the Coronavirus Anxiety Scale mean scores (P >.05). A moderately positive correlation was determined between the Pittsburgh Sleep Quality Index mean score and the Perceived Stress Scale mean score (P <.001).

Conclusion: In our study, in which we examined the relationship between sleep quality, coronovirus anxiety, and stress in individuals with HF, it was concluded that there was no relationship between coronovirus anxiety and sleep quality, and daily perceived stress negatively affected sleep quality.

6.Psychometric Properties of the Turkish Version of Hypertension Self-Care Profile
Öznur Adadıoğlu, Ahmet Seven, Esin Danç
doi: 10.5543/khd.2023.47450  Pages 95 - 102
Amaç: Bu çalışmanın amacı, hipertansiyon öz bakım profilinin Türkçe versiyonunun psikometrik özelliklerini belirlemektir.

Yöntemler: Bu metodolojik çalışma, bir hastanenin dahiliye polikliniğine başvuran hipertansiyonlu toplam 300 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hipertansiyon Öz Bakım Profilinin geçerliliği dil geçerliliği, içerik geçerliliği ve yapı geçerliliği ile belirlenmiştir. Güvenirliğin değerlendirilmesinde Cronbach alfa, madde-toplam puan korelasyonu ve test-tekrar test kullanılmıştır.

Bulgular: Madde toplam korelasyonu Davranış Ölçeği için 0,37 ile 0,58, Motivasyon Ölçeği için 0,64 ile 0,83, Öz Yeterlik Ölçeği için 0,28 ile 0,61 arasında değişmektedir. Davranış, Motivasyon ve Öz-yeterlik ölçekleri için Cronbach alfa katsayısı sırasıyla 0,81, 0,94 ve 0,80’dir. Test-tekrar test güvenirliği 0,96 ile 0,99 arasındadır.

Sonuç: HBP SCP-Tr ölçeğin geçerli ve güvenilir bir araç olduğu ve hipertansiyonlu hastaların öz bakımını belirlemede kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Objective: The aim of this study was to determine the psychometric properties of the Turkish version of the Hypertension Self-Care Profile.

Methods: This methodological study was conducted with a total of 300 patients with hypertension who visited the internal medicine outpatient clinic of a hospital. The validity of the Hypertension Self-Care Profile was determined with language validity, content validity, and construct validity. The Cronbach’s alpha, item-total score correlations, and test–retest were used in the evaluation of reliability.

Results: Item-total correlations ranged from 0.37 to 0.58 for Behavior, 0.64 to 0.83 for Motivation, and 0.28 to 0.61 for Self-Efficacy scales. The Cronbach’s alpha coefficient was 0.81, 0.94, and 0.80 for Behavior, Motivation, and Self-Efficacy scales, respectively. The test–retest reliability was between 0.96 and 0.99.

Conclusion: The Turkish Version of Hypertension Self-Care Profile concluded that the scale is a valid and reliable tool and can be used to determine the self-care of patients with hypertension.

CASE REPORT
7.Importance of Cardiac Biomarkers and Nursing Approaches in Non-ST-Segment Elevation Miyocardial Infarction Case: Case Report
Öznur Kavaklı, Nimet Sena Kaya
doi: 10.5543/khd.2023.52296  Pages 103 - 107
Kardiyak enzimler, kalbe özgü olan ve miyokard hasarını gösteren enzimlerdir. Koroner arter hastalıklarının teşhis ve tedavi sürecinde kandaki seviyeleri önemlidir. Akut miyokard infarktüsü tanısı alan hastalarda kardiyak biyobelirteçler miyokardiyal hasarın varlığını ifade eder. ST segment yükselmeli miyokard infarktüsüne göre ST segment yükselmesiz miyokard infarktüsü olgularında kardiyak biyobelirteçler daha fazla önem taşır. Acil servis ve koroner yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin kardiyak enzimler hakkında bilgi sahibi olması ve kardiyak enzimleri yorumlayabilmesi; miyokard infarktüsünün evresi hakkında fikir yürütmesi ve bütüncül bakım verebilmesi açısından önemlidir. Elli beş yaşındaki kadın hasta, göğüs ağrısı şikayeti ile acil servise başvurmuş ve ST segment yükselmesiz miyokard infarktüsü tanısı ile koroner yoğun bakım ünitesine yatırılmıştır. Burada, kardiyak enzimlerin takibi, hasta izlemi ve hemşirelik yaklaşımları hakkında bilgi verilmiştir.
Cardiac enzymes are enzymes that are specific to the heart and indicate myocardial damage. Blood levels are important in the diagnosis and treatment process of coronary artery diseases. Cardiac biomarkers indicate the presence of myocardial damage in patients diagnosed with acute myocardial infarction. Compared to ST-segment elevation myocardial infarction, cardiac biomarkers are more important in non-ST-segment elevation myocardial infarction cases. Nurses working in emergency and coronary intensive care units should have knowledge about cardiac enzymes and be able to interpret cardiac enzymes. It is important in terms of giving an idea about the stage of myocardial infarction and giving holistic care. A 55-year-old female patient applied to the emergency department with chest pain and was admitted to the coronary intensive care unit with the diagnosis of non-segment elevation myocardial infarction. In the case, information was given about the follow-up of cardiac enzymes, patient follow-up, and nursing approaches.

Quick Search



Copyright © 2024 Turkish Journal of Cardiovascular Nursing



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.