| EDITÖRDEN | |
| 1. | Editörden Editorial Nuray EnçSayfa 1 Makale Özeti | |
| DERLEME | |
| 2. | Miyokard İnfarktüsü ve Cinsel İşlev Bozukluğu Myocardial Infarction and Sexual Dysfunction Nurten Vicdan, Zeynep Canlı Özerdoi: 10.5543/khd.2011.001 Sayfalar 2 - 6 Cinsel aktivite, hayat kalitesinin çok önemli bir parçası olup kalp hastaları için de pek çok sıkıntı yaşanan bir durumdur. Kalp hastaları, cinsel ilişkinin miyokard infarktüsü gibi istenmeyen olaylara neden olabileceği önyargısı ile cinsel aktivitelerden uzak durmaktadırlar. Bu kalp hastalığı olan bireyin yaşam kalitesini daha da azaltmaktadır. ABD’de 50 yaşında bir kişinin yıllık miyokard infarktüsü riski %1 olup, seksüel aktivite bu riski %0.01 oranında arttırır. Kalp hastalığı olan ve miyokard infarktüsü için yüksek riskli kişilerde miyokard infarktüsü görülme oranı %10 dur ve seksüel aktivite bu riski %0.01 oranında artırır. Miyokard infarktüsü sonrası önerilen sürede ve önerilen şekilde doyum verici bir cinsel ilişkinin yaşanmasında, taburculuk öncesi verilecek eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin rolü büyüktür. Ancak sağlık personelinin utanma, toplumsal tabu, önemsememe, danışmanlık için yeterli bilgiye sahip olmadıklarına inanma gibi nedenlerle cinsel eğitim ve danışmanlık hizmeti vermedikleri; hastaların ise yine utanma, çekinme ve bu konuyu toplumsal bir tabu olarak görmeleri nedeniyle bu konuda soru sormadan kaçındıkları çeşitli çalışmalarla kanıtlanmıştır. İlk yapılacak şey, hasta ile konuşarak endişelerini gidermek olmalıdır. Daha sonra hasta ve eşi egzersiz, diyet, sigarayı bırakma, kilo verme ve cinsel yaşamla ilgili danışmanlık konularını içeren geniş kapsamlı bir kardiyak ve cinsel rehabilitasyon programına alınmalıdır. Cinsel rehabilitasyon programları; cinsel aktiviteye tekrar başlanılması, tedavide kullanılan ilaçların yan etkilerinin izlemi, çiftlerin bilgilendirilmesi, çiftler arasındaki iletişimin ve duygusallığın devam ettirilmesi, endişelerinin giderilmesi, hastaların yakınmalarının izlemi unsurlarını içermektedir. |
| 3. | Yoğun Bakım Hemşirelerinde Önemli Bir Özellik: Eleştirel Düşünme An Important Feature Intensive Care Nurses: Critical Thinking Nurten Vicdan, Zeynep Özerdoi: 10.5543/khd.2011.002 Sayfalar 7 - 11 Eleştirel düşünme kendi düşünce süreçlerimizin bilincinde olarak, başkasının düşünce süreçlerini göz önünde tutup, öğrendiklerimizi uygulayarak, kendimizi ve çevremizde yer alan olayları anlayabilmeyi amaç edinen aktif ve organize zihinsel bir süreçtir. Eleştirel düşünebilme aynı zamanda o kişinin bilgilerinin bir dayanağı olduğunu, kanıtları analiz etme ve değerlendirme yetisi olduğunu gösterir. İnsanlar düşünme sürecini; bir sorunu çözmek, belirli amaçları gerçekleştirmek, bilgi ve olayları anlamlandırmak ve karşılaşılan kişileri daha iyi tanımak için bilinçli bir şekilde kullanmaktadır. Yoğun bakım hemşirelerinin, hastanın durumunda ortaya çıkan değişiklikleri ilk saptayan ve acil durumlarda ekip içinde hızlı karar alması gereken meslek üyesi olarak, karmaşık ve beklenmedik bir anda ortaya çıkan sorunlarla daha sık karşılaştığı belirtilmektedir. Değişik alanlarda sunulan hizmetlerin karmaşıklığı, kanıta dayalı uygulamaların artması, teknolojik bilgi ve uygulamayı da içeren çok boyutlu bakım, hemşireleri esnek olma ve eleştirel düşünmeye zorlamaktadır. Eleştirel düşünme; yoğun bakım hemşirelerine her koşulda hastaların ihtiyaçlarını karşılayabilme, daha yüksek kaliteli sonuçlara götürecek alternatif yolları düşünebilme, verilen görevi değerlendirerek, anlayarak, sorgulayarak bilinçli düşünerek uygulayabilme becerisi kazandırır. Bu nedenle çoğu zaman birden çok seçeneği birlikte düşünmek ve hızlı kararlar vermek zorunda olan yoğun bakım hemşireleri için eleştirel düşünmenin çok önemli olduğu bilinmektedir. Bu literatür çalışması yoğun bakım hemşirelerinde eleştirel düşünmenin neden gerekli olduğunu vurgulamak amacıyla hazırlanmıştır. |
| ARAŞTIRMA | |
| 4. | Warfarin Kullanan Bireylerin Eğitim Gereksinimleri Educational Needs of Patients with Warfarin Sevda Mercan, Nuray Ençdoi: 10.5543/khd.2011.003 Sayfalar 12 - 17 AMAÇ: Bu araştırma, kalp hastalıkları nedeniyle warfarin kullanan bireylerin eğitim gereksinimlerini saptamak amacıyla yapıldı. YÖNTEMLER: Çalışmaya kalp hastalıkları nedeniyle warfarin kullanmakta olan 114 hasta (kardiyoloji servislerinde yatan ve polikliniklerde takip edilen 82 kadın, 32 erkek) alındı. Bireylere hazırlanan anket formu yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulandı. BULGULAR: Araştırmaya katılanların %38,6’sını 60 yaş ve üstü hastalar oluşturdu. Yaş ortalaması 56,17 olarak saptandı. Bireylerin %41,2’sinin warfarin kullanım süresinin 11 yıl ve üzeri olduğu saptandı. Ayrıca bu kişilerin %77,2’si warfarin kullanımı ile ilgili eğitim almamışken, eğitim alanların %76,9’u ise hekim tarafından bilgilendirilmişti. Çalışmaya katılan bireylerin %62,3’ü warfarini ömür boyu kullanacağını belirtti. Bireylerin %51,8’inin warfarin kullanımına neden olan kalp rahatsızlığı dışında ek bir hastalığı bulunurken, %73,7’sinin warfarine ek olarak sürekli başka ilaç/ilaçlar kullandığı saptandı. SONUÇ: Bireylerin genellikle warfarin dozu, ilaç-besin etkileşimi, ilaç-ilaç etkileşimi, warfarin yan etkileri, warfarin tedavisi esnasında günlük yaşam aktivitelerinde dikkat etmesi gereken durumlar ve acil durumlar hakkında bilgi gereksinimlerinin olduğu saptandı. |
| 5. | Hemşirelik Öğrencilerinde Koroner Kalp Hastalığı Risk Faktörlerinin Belirlenmesi Coronary Heart Disease Risk Factors in the Determination of Nursing Students Sıdıka Oğuz, Kerime Cesur, Sema Koçdoi: 10.5543/khd.2011.004 Sayfalar 18 - 21 AMAÇ: Bu çalışma, hemşirelik öğrencilerinde koroner kalp hastalığı risk faktörlerini belirlemek amacıyla planlandı. YÖNTEMLER: Tanımlayıcı tipteki bu araştırma, İstanbul’da bir üniversitenin hemşirelik yüksekokulu ve sağlık bilimleri fakültesi hemşirelik bölümünde 2009-2010 eğitim öğretim yılı, Şubat ayında toplandı. Koroner kalp hastalığı (KKH) risk faktörlerini içeren 26 sorudan oluşan bir anket formuyla toplandı. Veriler SPSS 10.0 programı ile, tanımlayıcı özellikler sayı, ortalama ve yüzdelik, parametrik olmayan değerler ki-kare testi ile değerlendirildi. BULGULAR: Yaş ortalaması 20.91±2.09 olan olguların %81’i kız öğrenci, %19’u erkek öğrenci, beden kitle indeksi ortalaması 21.57±3.33’ tür. Olguların %53.6’sının ailelerinde hipertansiyon, %30.1’inde KKH olduğu saptandı. Kız öğrencilerin kolesterol değerini daha fazla bildiği (p=.005), daha fazla balık (p=.03) ve meyve sebze tükettiği (p=.002), erkek öğrencilerin ise kırmızı eti daha çok tükettiği (p=.02) belirlendi. Kız öğrencilerin stres düzeylerinin daha yüksek olduğu saptandı (p=.008). SONUÇ: Hemşirelik öğrencilerinin KKH risk faktörleri incelendiğinde, büyük çoğunluğun ailesinde hipertansiyon olduğu, kız öğrencilerin erkek öğrencilerden daha stresli ve beslenmelerinin daha iyi olduğu belirlendi. |
Copyright © 2026 Kardiyovasküler Hemşirelik Dergisi
