E-ISSN 2149-4975
Kardiyovasküler Hemşirelik Dergisi - Turk J Card Nur: 14 (33)
Cilt: 14  Sayı: 33 - Nisan 2023
ARAŞTIRMA
1. 
Kalp Cerrahisi Sonrası Pediatrik Kardiyak Yoğun Bakım Ünitesinde Çocuğu Olan Annelerde Anksiyete, Depresyon, Algılanan Sosyal Destek ve Yaşam Doyumu
Anxiety, Depression, Perceived Social Support, and Life Satisfaction in Mothers with Children in the Pediatric Cardiac Care Unit After Heart Surgery
Fatma Bozdağ, Öznur Başdaş
doi: 10.5543/khd.2023.17136  Sayfalar 1 - 7
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmanın amacı, Çocuk Kalp Bakım Ünitesi'nde (PKYBÜ) çocuğu olan annelerin kaygı, depresyon, algılanan sosyal destek ve yaşam doyumu düzeylerini belirlemektir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, PKYBÜ’sinde çocuğu olan 211 anne ile yapılmıştır. Çalışma için etik kurul onayı, kurum onayı ve bireysel onam alınmıştır. Veriler; tanıtıcı özellikler formu, hastane anksiyete-depresyon ölçeği, aile ve arkadaşlardan algılanan sosyal destek ölçeği ve yaşam doyumu ölçeği ile toplanmıştır.
BULGULAR: Çocuğu kalp cerrahisi sonrası PKYBÜ'sinde olan annelerin; %29.9'u 26-30 yaş arasında, %35.1'i ilkokul mezunu, %85.3'ü ev hanımı ve %83.4'ü çekirdek ailede yaşamaktadır. Araştırmaya katılan annelerin çocuklarının; %35.6'sının yaşının ≥13 ay, %59.7'sinin erkek, %47.4'ünün pulmoner kan akımını artıran asiyanotik konjenital kalp hastalığına sahip olduğu ve %30.8'inin ameliyat öyküsünün bulunduğu belirlenmiştir. PKYBÜ'sinde çocuğu olan annelerin hem anksiyete hem de depresyonu orta düzeyin üzerinde yaşadıkları bulunmuştur. Annelerde kaygı arttıkça depresyon düzeyinin arttığı; kaygı ve depresyon düzeyi azaldıkça yaşam doyumunun arttığı; benzer şekilde algılanan sosyal destek arttıkça yaşam doyumu düzeyinin de arttığı saptanmıştır.
TARTIŞMA ve SONUÇ: PKYBÜ'sinde çocuğu olan annelerin depresyon ve anksiyete açısından değerlendirilmesi önemlidir. PKYBÜ'sinde çocuğu olan annelerin yaşadıkları kaygı ve depresyon düzeylerini azaltmak için profesyonel destek verilmesi ve yaşam doyumlarını artıracak etkinlikler yapılması önerilebilir.

2. 
Varis Ameliyatı Olan Hastaların Taburculuk Sonrası Öz Bakımlarının Değerlendirilmesi
The Evaluation of Self-Care After Discharge Following Varicose Vein Surgery
Burcu Şahbaz, Sema Koçaşlı, Atike Tekeli Kunt
doi: 10.5543/khd.2022.63634  Sayfalar 8 - 16
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu çalışmada, venöz yetmezlik nedeniyle varis gelişen hastaların taburculuk sonrası öz bakımlarının değerlendirilmesi amaçlandı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, bir hastanenin kalp ve damar cerrahisi kliniğine Şubat 2019-Mayıs 2019 tarihleri arasında venöz yetmezlik nedeniyle başvuran ve ameliyat kararı verilen, çalışmaya katılmayı kabul eden 101 hasta ile tamamlandı. Veriler hastalara ameliyat öncesi, ameliyat sonrası sıfırıncı gün ve taburculuktan bir ay sonra veri toplama formu, Öz Bakım Gücü Ölçeği ve Görsel Analog Skala kullanılarak toplandı.
BULGULAR: Hastaların yaş ortalaması 48,9 ± 12,6 yıl ve %71,3’ü kadındı. Ameliyat öncesi Öz Bakım Gücü Ölçeği puanlarının (98,7 ± 21,1) taburculuk sonrası puanlarından (91,8 ± 25,3) daha yüksek olduğu tespit edildi (p = 0,045). Hastaların %73,3’ünün gün içindeki aktivitelerini ayakta çalışarak geçirdikleri, %56,4’ünün daha önce varislere bağlı semptom yaşadığı saptandı. Hastaların taburculuk sonrası %24,8’i düzenli olarak varis çorabı giymediğini, %63,4’ü bacak elevasyonu yapmadığını ve varis çorabını yanlış giydiğini, %24,8’i uygun aktivi-teleri yapmadığını, %80,2’si ağrısının olduğunu ifade etti.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Elde edilen veriler sonucunda venöz yetmezlik nedeniyle ameliyat olan hastaların taburculuk sonrası öz bakımlarının yetersiz olduğu tespit edildi. Bu nedenle hemşirelerin taburculuk sonrası eğitimlerde hastaların öz bakımlarını artırıcı bilgilere ağırlık vermesi önerilebilir.

3. 
Cerrahi Kliniklerde Venöz Tromboemboliyi Önlemede Kanıta Dayalı Uygulamaların Kullanılma Durumlarının İncelenmesi
Investigation of the Use of Evidence-Based Practices in Preventing Venous Thromboembolism in Surgical Clinics
Kevser Karacabay, Veli Arslan
doi: 10.5543/khd.2022.14622  Sayfalar 17 - 23
GİRİŞ ve AMAÇ: Araştırmanın amacı, cerrahi kliniklerde venöz tromboemboliyi önlemede kanıta dayalı uygulamaların kullanılma durumlarının incelenmesidir.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Tanımlayıcı kesitsel türdeki araştırma, Ege Bölgesi’nde bir üniversite hastanesinin cerrahi kliniklerinde 01 Aralık 2019-31 Mayıs 2020 tarihleri arasında 300 hastanın katılımı ile gerçekleştirildi. Verilerin toplanmasında Tanımlayıcı Veri Formu ve Autar Derin Ven Trombozu Risk Tanılama Ölçeği kullanıldı.
BULGULAR: Hastaların ambulasyon süresi ortalaması 27,34 ± 16,13 saat, ölçek puan ortalaması 11,08 ± 3,79 olup, %57’si orta ve yüksek risk grubundadır. Düşük risk grubundaki hastaların %97,70’inin ilk 24 saatte, yüksek risk grubundaki hastaların ise %83,60’ının 24 saatin üzerinde ayağa kaldırıldığı belirlendi. Ameliyat sonrası dönemde hastaların tümünün ayak bacak egzersizlerini uyguladığı belirlendi. Düşük risk grubundaki hastaların %71,30’una yalnızca ayak ve bacak egzersizi yaptırıldığı, %28,70’ine ise egzersizlerle birlikte farmakolojik profilaksinin kullanıldığı belirlendi. Yüksek riskli hastaların %96,70’inde ayak bacak egzersizi ve farmakolojik profilaksinin birlikte kullanıldığı, %78,70’inde ise egzersiz ve farmakolojik tedaviye ek olarak dereceli kompresyon çorabının da kullanıldığı saptandı.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Çalışmanın gerçekleştirildiği kliniklerdeki tromboprofilaksi uygulamaları kanıta dayalı uygulamalarla paralellik göstermekte olup ambulasyon zamanı ortalaması yüksektir. Hizmet içi eğitimlerde erken ambulasyonun önemine yer verilmesi, ambulasyonda standardizasyonun sağlanması ve kliniklerde kanıta dayalı yaklaşımları içeren kontrol listelerinin kullanılması önerilmektedir.

4. 
Diken Üstünde Olmak: Kalp Damar Cerrahisi Kliniğinde Kıdemli ve İşe Yeni Başlayan Hemşirelerin Deneyimleri
Being on the Thorn: Senior Nurse and New Nurse Experiences in the Cardiovascular Surgery Clinic
Eda Ayten Kankaya, Aylin Durmaz Eder, Özlem Bilik
doi: 10.5543/khd.2022.87609  Sayfalar 24 - 31
GİRİŞ ve AMAÇ: Çalışmanın amacı, kalp damar cerrahisi kliniğinde işe yeni başlayan ve kıdemli hemşirelerin kliniğe ilişkin deneyimlerini ortaya koymaktır.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Kalitatif tanımlayıcı tipteki araştırma, bir üniversite hastanesinin kalp damar cerrahisi kliniğinde yürütüldü. Araştırmaya, klinikte bir yıldan daha az süreyle çalışan dört hemşire ve en az beş yıl çalışan beş hemşire dahil edildi. Veriler bireysel derinlemesine görüşme ile yüz yüze toplandı. Yazılı görüşmelerden tümevarımsal içerik analizi ile kavramlar ve ana temalar oluşturuldu.
BULGULAR: Hemşirelerin yaş aralığı 24-38 yıl arasında olup tamamı (n = 9) kadındı. Klinikte çalışma süresi 4 ay ile 15 yıl arasındaydı. Hemşirelerin bakım vermede yaşadığı güçlükler; fiziksel koşullardaki yetersizlikler, çalışan hemşire sayısında yetersizlik ve tükenmişlikti. Kıdemli hemşirelerin işe yeni başlayan hemşirelerle çalışırken yaşadıkları güçlükler; bilgi eksikliği, kuşak farkı ve hemşirelik rollerinde bağımlı hale gelmeydi. İşe yeni başlayan hemşirelerin deneyimli hemşirelerle çalışırken yaşadıkları güçlükler; psikolojik baskı hissetmek ve iletişim problemleriydi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Kalp damar cerrahisi kliniğinde tüm hemşirelerin yaşadığı birçok güçlük vardır. Hemşirelerin motivasyonunun artırılması oldukça önemli olup örgütsel çözümler önem taşımaktadır

5. 
Cerrahi Hemşirelerinin Venöz Tromboemboliye Yönelik Bilgi ve Uygulamaları
Information and Practices of Surgical Nurses Regarding Venous Thromboembolia
Nurdan Gezer, Rahşan Çam, Ezgi Arslan, Büşra Şahin
doi: 10.5543/khd.2023.08108  Sayfalar 32 - 40
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırmanın amacı, yoğun bakım ünitelerinde ve cerrahi servislerde çalışmakta olan cerrahi hemşirelerinin venöz tromboembolizme (VTE) yönelik bilgi ve uygulamalarını incelemektir
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, bir üniversite hastanesinde 2018 yılı haziran ile eylül ayları arasında kesitsel türde bir çalışma olup, cerrahi klinik ve yoğun bakımda görev yapan 145 cerrahi hemşiresi ile gerçekleştirildi. Araştırma verileri, hemşirelere ait demografik özellikler (14 soru), hemşirelerin VTE’ye yönelik bilgi (15 soru) ve uygulama (11 soru) durumlarını sorgulayan 40 soruluk bir anket formu ile toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; tanımlayıcı istatistikler ve ki-kare analizleri kullanıldı.
BULGULAR: Hemşirelerin %73’ünün VTE eğitimi aldığı, %48,3’ünün eğitimi üniversite derslerinden aldığı, %58,3’ünün aldığı eğitimi iyi olarak değerlendirdiği, %55,2’sinin klinikte VTE profilaksisi olarak farmakolojik ve farmakolojik olmayan yöntemleri birlikte kullandığı görüldü. Hemşirelerin VTE ile ilgili eğitimi aldığı yer ve çalışma süresi ortalamalarının, hasta ve/veya ailesine konu ile ilgili verilen bilgi durumlarını etkilediği tespit edildi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: VTE ile ilgili daha önce eğitim alan hemşirelerin daha bilgili ve uygulamalarının doğru olduğu görüldü. Hemşirelerin VTE konusunda kapsamlı, planlanmış bir eğitime ihtiyacı olduğu söylenebilir.

6. 
Kronik Kalp Yetersizliği Hastalarının İlaca, Diyete Uyumları ve Yaşam Kaliteleri
The Adaptation of Chronic Heart Failure Patients to Medicine and Diet and Their Life Qualities
Tülay Demirci, Ilknur Metin Akten
doi: 10.5543/khd.2022.15010  Sayfalar 41 - 50
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, kronik kalp yetersizliği hastalarının ilaca ve diyete uyumlarını etkileyen faktörleri belirlemek, ilaca ve diyete uyumları ile yaşam kaliteleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, 19 Ekim 2015-19 Ocak 2016 tarihleri arasında Trakya bölgesinde bulunan bir eğitim ve araştırma hastanesi kardiyoloji ünitesinde gerçekleştirildi. Örneklemi, dahil edilme kriterlerine uyan 318 kronik kalp yetersizliği hastası oluşturdu. Çalışmanın verileri; Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, İlaca Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği, Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği kullanılarak elde edildi.
BULGULAR: Bulgular: Erkeklerde ve hastalığı iş yaşamını olumsuz etkileyen hastalarda ilaca ve diyete uyum hakkındaki inançlar ölçeği puan ortalaması yüksek bulundu (P <,05). Ayrıca, kalp yetersizliği ve yönetimi konusunda eğitim alan, hastalık, ilaçları ve yan etkileri hakkında yeterli bilgiye sahip olan ve ilaçlarını düzenli kullanan hastaların Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği puan ortalamaları yüksek saptandı (P <,05).
TARTIŞMA ve SONUÇ: Sonuç: Hastaların diyete uyum ölçeği engel alt boyutu ve diyete uyum ile yaşam kalitesi ölçekleri olan alt boyutlar arasında anlamlı ve negatif yönde çok zayıf ilişki olduğu belirlendi. Bu doğrultuda kardiyoloji hemşirelerine ve hastalara yönelik sağlıklı yaşam biçimi davranışları, ilaç ve diyete uyumun önemi konularında eğitim verilmesi önerilebilir.

7. 
Kalp Yetersizliği Olan Bireylerin Hastalık Uyumuna İlişkin Öz Farkındalıkları: Nitel Bir Araştırma
Self-Awareness of Individuals with Heart Failure Regarding Disease Adjustment: A Qualitative Study
Cengiz Şabanoğlu, Nilay Bektaş Akpınar, Ulviye Özcan Yüce
doi: 10.5543/khd.2022.40316  Sayfalar 51 - 57
GİRİŞ ve AMAÇ: Bu araştırma, kalp yetersizliği tanısı olan bireylerin hastalık uyumuna ilişkin öz farkındalıklarını incelemek amacıyla yapıldı.
YÖNTEM ve GEREÇLER: Araştırma, nitel türde olup tanımlayıcı, derinlemesine görüşme ile içerik analizi kullanılarak gerçekleştirildi. Araştırma, bir şehir hastanesinde Temmuz 2022–Eylül 2022 tarihleri arasında başvuran, sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu fonksiyonel sınıf New York Kalp Derneği III-IV ambulatuvar sınıfından < %40 olup en az altı aydır teşhis konulan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 17 birey ile yapıldı. Veriler, “Sosyodemografik Özellikler Veri Toplama Formu” ve yarı yapılandırılmış soru formu ile elde edildi. Görüşmeler, hastanede boş başka bir poliklinik odasında yüz yüze her bir hasta ile yaklaşık olarak 45-60 dakika süre ile gerçekleştirildi.
BULGULAR: Hastaların çoğunluğunun (%70,58) evre III kalp yetersizliği olduğu ve tanıların bir yıldan uzun sürede konulduğu belirlendi. Yapılan içerik analizi sonucunda hastaların hastalık uyum ve öz farkındalıklarına ilişkin “tıbbi tedaviye uyum,” “hekim kontrolünü sürdürmek,” “sağlık uygulamaları” ve “hastalığın semptomlarına ilişkin kontrol” olarak dört ana tema belirlendi.
TARTIŞMA ve SONUÇ: Bulgularımız sonucunda, hastaların tıbbi tedaviye uyum ve düzenli hekim kontrollerinin yüksek seviyede olduğunu, olumlu sağlık uygulamalarının ve öz farkındalıklarının ise orta düzeyde olduğunu belirtebiliriz.

DERLEME
8. 
Pulmoner Ödemde Bakım Yönetimi
Care Management in Pulmonary Edema
Serap Özer, Adile Ay
doi: 10.5543/khd.2022.66487  Sayfalar 58 - 61
Pulmoner ödem, acil müdahale gerektiren ve yaşamı tehdit eden klinik bir durumdur. Uzun süreli hastane yatışlarına ve morbiditeye neden olduğu için sağlık maliyeti açısından da önemli bir yük kaynağıdır. Kardiyojenik ve nonkardiyojenik nedenlere bağlı ortaya çıkabilmektedir. Hastalarda hipoksi, hiperkapni, dispne, takipne, anksiyete, pembe köpüklü balgam, terleme, bilinç bozukluğu ve raller gibi belirti-bulgular oluşturarak genel durumu kötül eştir ebilm ekted ir. Pulmoner ödemde erken tanı, doğru değerlendirme ve başarılı yönetim, semptomların çoğunu hafifleterek durumu iyileştirmektedir. İstenilen sağlık sonuçlarına ulaşmak için hemşirelerin pulmoner ödem belirti ve bulgularına, güncel tedavi yöntemlerine hakim olarak etkili girişimleri planlaması ve uygulaması gerekmektedir.

Hızlı Arama



Copyright © 2026 Kardiyovasküler Hemşirelik Dergisi