EISSN 2149-4975
Turkish Journal of Cardiovascular Nursing - Turk J Card Nur: 15 (36)
Volume: 15  Issue: 36 - April 2024
RESEARCH ARTICLE
1.Relationship Between Medication Adherence and E-Health Literacy Levels in Patients with Hypertension
Gülpınar Aslan, Elif Kant
doi: 10.5543/khd.2023.65002  Pages 1 - 7
Amaç: Bu çalışmanın amacı, hipertansiyonlu hastalarında ilaç uyumu düzeyi ile e-sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkiyi değerlendirmektedir.

Yöntem: Kesitsel ve tanımlayıcı bir tasarımın kullanıldığı çalışmaya 304 hipertansiyon hastası dahil edilmiştir. Veriler, gelişigüzel örnekleme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu, Morisky-8 Maddeli İlaca Uyum Anketi E-Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (E-SOÖ) kullanılarak toplanmıştır.

Bulgular: Yaş, cinsiyet, mevcut sağlık durumu, bir günde kullanılan ilaç sayısı, reçete dışı ilaç kullanma, ilaçlarını her gün düzenli içmeye dikkat etme, sağlıkla ilgili yayınları takip etme, durumuna göre MİTUÖ puan ortalamaları arasında anlamlı farklılıklar gözlenmiştir. Yaş, medeni durum, eğitim ve çalışma durumu, sağlık güvencesine sahip olma, yaşanılan yer, sigara içme, bir günde kullanılan ilaç sayısı, sağlık kontrollerine düzenli olarak gitme, ilaçlarını her gün düzenli içmeye dikkat etme, sağlıkla ilgili yayınları takip etme durumuna göre E-SOÖ puan ortalamaları arasında anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (P < 0,05).

Sonuç: Bu çalışmada hastaların sadece %9,5’lik kısmının ilaç tedavisine yüksek derecede uyum gösterdiği, e-okur yazarlık düzeylerinin ise orta düzeyde olduğu bulunmuştur. Ayrıca MİTUÖ ile E-SOÖ arasında pozitif korelasyon bulunmuştur.
Objective: This study aims to assess the association between medication adherence and e-health literacy in patients with hypertension.

Methods: Employing a cross-sectional and descriptive design, the study included 304 hypertensive patients. Data were collected using the Descriptive Characteristics Form, the Morisky 8-item Medication Adherence Scale (MAS), and the E-Health Literacy Scale (E-HLS).

Results: Significant differences in MAS total mean scores were observed based on age, gender, current health status, the number of medications used daily, the use of non-prescription medicines, consistency in taking medications daily, engagement with health-related publications, and perceptions of the usefulness of health resources for decision-making. Similarly, E-HLS mean scores varied significantly according to factors like age, marital status, education, employment status, health insurance coverage, residence, smoking habits, the number of medications used, regular health check-ups, consistency in medication adherence, engagement with health-related publications, and perceptions of the usefulness of health resources in decision-making.

Conclusions: The study revealed that only 9.5% of patients demonstrated high medication adherence, with an overall moderate level of e-health literacy. Additionally, a significant positive correlation was found between the MAS and E-HLS scores.

2.Investigation of the Relationship Between the Knowledge Level of Cardiovascular Diseases Risk Factors and Health Promotion and Protective Behaviors of Adults
Sabahat Coşkun
doi: 10.5543/khd.2024.49369  Pages 8 - 16
Amaç: Bu araştırmanın amacı, yetişkin bireylerin kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyi ile sağlığı geliştirici ve koruyucu davranışlar arasındaki ilişkiyi incelemektir.

Yöntem: İlişkisel tarama modeli olan bu araştırma, üniversite birimlerinde görevli 436 yetişkin birey ile yürütüldü. Verilerin toplanmasında; Sosyodemografik Bilgi Formu, Kardiyovasküler Hastalık Risk Faktörleri Bilgi Düzeyi Ölçeği (KARRİF-BD) ve Sağlığı Geliştirici ve Koruyucu Davranışlar Ölçeği (SGKDÖ) kullanıldı. Tanımlayıcı istatistikler, karşılaştırmalı ve çoklu regresyon analizleri yapıldı.

Bulgular: Katılımcıların KARRİF-BD’den aldıkları toplam puan ortalaması 20,18 ± 4,48, SGKD֒den aldıkları puan ortalaması ise 83,23 ± 8,76’dır. Anlamlı bir regresyon modelinde, bağımlı değişkendeki varyansın %10’unun bağımsız değişkenler tarafından açıklandığı tespit edildi. Buna göre, kardiyovasküler hastalık risk faktörleri bilgi düzeyi; algılanan gelir durumu fazla (β = 0,18, t(426) = 2,51, P < 0,012), yaş (β = 0,12, t(426) = 2,50, P < 0,012), SGKDÖ (β = 0,11, t(426) = 2,30, P < 0,022), cinsiyet (β = 0,11, t(426) = 2,38, P < 0,017) ve eğitim durumu (β = 0,10, t(426) = 2,33, P < 0,020) değişkenleri olumlu ve anlamlı olarak yordamaktadır.

Sonuç: Halk sağlığı alanında görev yapan sağlık personelinin başta yetişkinler olmak üzere toplumun tüm kesimini kapsayacak şekilde kardiyovasküler hastalık risk faktörleri, sağlığı koruyucu ve geliştirici davranışlar konularında sağlık eğitimi ve danışmanlık hizmeti vermesi önerilmektedir.
Objective: This study aims to investigate the relationship between adults’ knowledge of cardiovascular disease (CVD) risk factors and their engagement in health-promoting and protective behaviors.

Methods: The research employed a relational screening model and involved 436 adult individuals employed in university units. Data were collected using a Sociodemographic Information Form, Cardiovascular Diseases Risk Factors Knowledge Level (CARRF-KL), and Health Promotion and Protective Behaviors Scale (HPPBS). Descriptive, comparative, and multiple regression analyses were conducted.

Results: The participants’ average score on the CARRF-KL was 20.18±4.48, while the mean score on the HPPBS was 83.23±8.76. In a significant regression model, it was found that 10% of the variance in the dependent variable could be explained by the independent variables. Specifically, the knowledge level of CVD risk factors (β=.18, t(426)= 2.51, P < 0.012), age (β= .12, t(426)= 2.50, P < 0.012), HPPBS score (β=.11, t(426)= 2.30, P < 0.022), gender (β=.11, t(426)= 2.38, P < 0.017), and education level (β=.10, t(426)= 2.33, P < 0.020) positively and significantly predicted the variables.

Conclusion: It is recommended that healthcare professionals in the field of public health offer health education and counseling services on CVD risk factors, health-promoting, and protective behaviors to all segments of society, with a particular focus on adults.

3.Evaluation of Life Attitude in Patients with Acute Coronary Syndrome
Özlem Bulantekin Düzalan, Şeyma Kaya Camcı
doi: 10.5543/khd.2024.75002  Pages 17 - 24
Amaç: Bu çalışma, akut koroner sendromlu hastalarda hastalık algısı ve yaşam tutumunun değerlendirilmesi amacıyla planlandı.

Yöntem: Bu araştırma Ankara’da bir eğitim ve araştırma hastanesinde tedavi gören 204 akut koroner sendromlu hasta ile yürütüldü. Veriler; Sosyodemografik Veri Formu, Kısa Hastalık Algısı Ölçeği ve Yaşam Tutum Profili Ölçeği ile toplandı.

Bulgular: Kısa Hastalık Algısı Ölçeği ve Yaşam Tutum Profili Ölçeği tüm alt boyut ve toplam puanları karşılaştırıldığında; bilişsel hastalık temsilleri alt boyutu ve duygusal hastalık temsilleri alt boyutu ve Kısa Hastalık Algısı Ölçeği toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlılık bulundu (p < 0,05). Yaşam Tutum Profili Ölçeği tüm alt boyut ve toplam puan ortalamalarında istatistiksel anlamlılık bulundu (p < 0,001, p < 0,05). Her iki ölçek toplam puanları arasında istatistiksel anlamlılık bulunmadı (p > 0,05).

Sonuç: Çalışmamızda hastalık algısı ve yaşam tutumu arasında herhangi bir ilişki bulunmadı.Akut koroner sendromun getirdiği yük, sürekli ilaç kullanımı ve sağlık sistemindeki değişiklikler bireyin hastalık algısını ve yaşama karşı oluşturduğu bakış açısını etkilemektedir. İyi bir hemşirelik bakımı ve tecrübesiyle bireyin hastalık algısı olumlu yönde oluşturulup yaşama yönelik tutumu artırılabilir.
Objective: This study aimed to assess the attitude toward life among patients with acute coronary syndrome.

Methods: The research was conducted with 204 patients undergoing treatment for acute coronary syndrome at a teaching and research hospital in Ankara, Türkiye. Data were collected using a sociodemographic questionnaire, the Short Illness Perception Scale, and the Life Attitude Profile Scale.

Results: When comparing the subsections and total scores of the Short Illness Perception Scale and Life Attitude Profile Scale, statistically significant differences were observed between the subsections of cognitive illness representations and emotional illness representations, as well as the total scores of the Short Illness Perception Scale (P < 0.05). Statistical significance was also found in all subsections and total mean scores of the Life Attitude Profile Scale (P < 0.001, P < 0.05). However, no statistical significance was found between the total scores of the two scales (P > 0.05).

Conclusion: In our study, we did not find a significant relationship between illness perception and life attitude. The burden imposed by acute coronary syndrome, including continuous medication use and changes in the healthcare system, can influence individuals’ perceptions of illness and life outlook. Nevertheless, with effective nursing care and experience, it is possible to positively shape individuals’ perceptions of the disease and enhance their life attitudes.

4.The Effect of Cardiac Rehabilitation Program on Quality of Life, Biophysiological Parameters, and Psychological Features in Patients with Cardiovascular Disease
Sevda Türen, Filiz Çetinkaya Işık, Selahattin Türen
doi: 10.5543/khd.2024.18480  Pages 25 - 32
Amaç: Sekonder koruma, kardiyovasküler hastalıklarda hastalığın ilerlemesini durdurmak ve komplikasyonları önlemek açısından çok önemlidir. Egzersiz eğitimi, kardiyovasküler risk faktörü modifikasyonu ve psikolojik müdahale bileşenlerini içeren kapsamlı kardiyak rehabilitasyon (KR) programları, bu amaçla oluşturulan multidisipliner bir ekip tarafından yürütülmektedir. Bu çalışmada kapsamlı KR programının yaşam kalitesi, biyofizyolojik parametreler ve psikolojik özellikler üzerindeki etkilerini araştırmayı amaçladık.

Yöntem: Veriler faz I’de (taburcu olmadan önce) ve KR’nin erken (30. gün) faz III dönemi takibinde elde edildi. KR programı öncesinde ve sonrasında “SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği”, “Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeği (DASS-21)” ve biyofizyolojik parametreler karşılaştırıldı.

Bulgular: Yaş ortalaması 61,56±8,22 yıl olup, hastaların 27’si (%51,9) erkekti. KR sonrası tüm SF-36 alt boyutları anlamlı bir artış gösterdi. SF-36’nın ana bileşenleri olan “fiziksel bileşen özeti” ve “zihinsel bileşen özeti” (30,36±8,38 ve 28,53±12,59 karşı 77,27±13,66 ve 64,48±6,48; P < 0,001) anlamlı bir artış gösterdi. Depresyon, anksiyete ve stres puanları KR sonrası tüm değişkenlerde anlamlı düzeyde azaldı. Biyofizyolojik parametreler incelendiğinde sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, düşük yoğunluklu lipoprotein ve trigliserit düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı bir düşüş ve hemoglobin değerinde ise artış tespit edildi.

Sonuç: Bu çalışma, KR programının tüm bileşenlerinin uygulanmasının hastaların yaşam kalitesini, biyofizyolojik parametrelerini ve psikolojik özelliklerini önemli ölçüde iyileştirdiğini gösterdi.
Objective: Secondary prevention is crucial in cardiovascular disease to halt disease progression and prevent complications. Comprehensive cardiac rehabilitation (CR) programs, encompassing exercise training, cardiovascular risk factor modification, and psychological intervention components, are conducted by a multidisciplinary team created for this purpose. This study aims to investigate the effects of the comprehensive CR program on quality of life, biophysiological parameters, and psychological features.

Methods: Data were collected in phase I (before discharge) and at the follow-up appointment in the early (30th day) phase III period of CR. The “SF-36 Quality of Life Scale”, “Depression, Anxiety, and Stress Scale (DASS-21)”, and biophysiological parameters were compared before and after the CR program.

Results: The mean age was 61.56 ± 8.22 years, and 27 (51.9%) of the patients were male. All SF-36 sub-dimensions after CR demonstrated a significant increase. The SF-36’s main components, the “physical component summary” and the “mental component summary” (30.36±8.38 and 28.53±12.59 vs. 77.27±13.66 and 64.48±6.48; P < 0.001), both showed a significant increase. Depression, anxiety, and stress scores significantly decreased after CR across all variables. A statistically significant decrease in systolic blood pressure, diastolic blood pressure, low-density lipoprotein, and triglyceride levels, as well as an increase in hemoglobin value, were found in the biophysiological parameters.

Conclusion: This study demonstrates that implementing all components of the CR program significantly improves patients’ quality of life, biophysiological parameters, and psychological features.

5.Caregiver Burden and Stress Levels among Family Members Caring for Heart Failure Patients
Esra Türker, Sıla Akay
doi: 10.5543/khd.2024.60465  Pages 33 - 40
Amaç: Bu çalışma, kalp yetmezliği olan hastaların bakım veren aile üyelerinin bakım verme yükünün stres düzeylerine olan etkisinin ve aralarındaki ilişkinin araştırılması amacıyla yapıldı.

Yöntem: Bu kesitsel tanımlayıcı çalışma özel Lokman Hekim Üniversitesi Hastanesinde Aralık 2022 ile Haziran 2023 tarihleri arasında kalp yetmezliği nedeniyle kardiyoloji servisinde en az 1 gün yatan hastaların çalışmaya katılım kriterlerini sağlayan gönüllü primer ve informal bakım vericileri ile yapılmıştır. Araştırmanın verileri, ‘‘Bakım Verici Tanıtıcı Formu’’, ‘‘Bakım Verici Yükü Ölçeği’’ ve “Bakım Verenin Stres Ölçeği” kullanılarak yüz yüze görüşme ile toplandı.

Bulgular: Araştırmaya katılan bakım verenlerin; %28,7’sinin 41-50 yaş aralığında, %62’sinin kadın olduğu saptandı. Bakım veren stres, bakım verme yükü, puanları arasında korelasyon analizleri incelendiğinde; bakım verme yükü ile bakım veren stres arasında r = 0,658 pozitif orta (P = 0,000) düzeyde korelasyon bulundu. Bakım verme yükü ile bakım veren stres arasındaki neden sonuç ilişkisini belirlemek üzere yapılan regresyon analizi anlamlı bulundu (P = 0,000). Bakım Veren Stres düzeyindeki toplam değişim %42,9 oranında bakım verme yükü tarafından açıklanmaktadır. Bakım Verme Yükü bakım veren stres düzeyini arttırmaktadır (ß = 0,658).

Sonuç: Araştırmamızın sonuçlarından yola çıkarak, KY hastalarına bakım veren aile üyelerinin desteklenmesi, evde bakım hizmetlerinin artırılması ve bakım verenlerin stres düzeylerine yönelik destek gruplarının oluşturulması önerilmektedir.
Objective: This study aimed to investigate the impact of caregiving burden on the stress levels of family caregivers of patients with heart failure and the relationship between them.

Methods: This cross-sectional descriptive study took place at a Lokman Hekim University Hospital between December 2022 and June 2023, involving volunteer primary and informal caregivers of patients hospitalized in the cardiology ward for at least one day due to heart failure. Data were collected through face-to-face interviews utilizing the “Caregiver Identification Form,” “Caregiver Burden Scale,” and “Caregiver Stress Scale.”

Results: Among the caregivers participating in the research, it was found that 28.7% were between the ages of 41-50, and 62% were women. Upon examining the correlation between caregiver stress and caregiving burden scores, a positively moderate correlation (r = 0.658, P = 0.000) was observed between caregiving burden and caregiver stress. The regression analysis conducted to determine the causal relationship between caregiving burden and caregiver stress yielded significant results (P = 0.000). The caregiving burden explained 42.9% of the total change in caregiver stress levels. Caregiving burden was found to increase caregiver stress levels (ß = 0.658).

Conclusion: Based on our research findings, it is recommended to provide support for family members caring for HF patients, enhance home care services, and establish support groups to alleviate caregivers’ stress levels.

6.Assessment of Critical Care Nurses’ Knowledge and Practices in Adult ECMO Patient Care
Öznur Erbay Dallı
doi: 10.5543/khd.2024.19970  Pages 41 - 50
Amaç: Bu araştırmanın amacı, yoğun bakım hemşirelerinin ekstrakorporeal membran oksijenasyonu (ECMO) hasta bakımına ilişkin bilgi düzeylerini ve uygulamalarını belirlemektir.

Yöntem: Araştırma, bir web tabanlı çevrim içi anket aracılığı ile kesitsel olarak yürütüldü. Araştırmaya, erişkin bir yoğun bakım ünitesinde en az üç yıldır çalışan ve en az üç ECMO hastası bakmış yoğun bakım hemşireleri, Türk Yoğun Bakım Hemşireleri Derneği ve bir hemşirelik bilgilendirme platformunun sosyal medya hesaplarında araştırmaya katılım bağlantı linki paylaşılarak davet edildi. Araştırmanın verileri; “Hemşire Tanıtım Formu” ve “ECMO Hasta Bakımı Bilgi Düzeyi Değerlendirme Aracı” ile toplandı.

Bulgular: Araştırmaya 193 yoğun bakım hemşiresi katıldı. Hemşirelerin ECMO hasta bakımına ilişkin genel bilgi düzeyi ortalama puanı 34,58 ± 5,92 olarak orta düzeydeydi. Ankette yer alan alt konulara göre hemşirelerin doğru cevap yüzdeleri; (a) ECMO tanımlayıcı bilgileri için %63,5, (b) ECMO devre özellikleri için %60,6, (c) ECMO hazırlığı ve kurulumu için %86,0 ve (d) ECMO hasta izlemi ve değerlendirmesi için %68,8 olarak saptandı. ECMO bilgi düzeyi puanı ile hemşirelerin bakım verdiği ECMO hasta sayısı, hemşire başına düşen hasta oranı ve ECMO ile ilgili eğitim alma durumu arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p < 0,05).

Sonuç: Bu çalışmanın bulguları, ECMO hastalarının bakım yönetiminde yoğun bakım hemşirelerinin performansının iyileştirilmesi gerektiğini gösterdi.
Objective: This study aims to assess the knowledge level and practices of critical care nurses concerning the care of patients undergoing extracorporeal membrane oxygenation (ECMO).

Methods: A cross-sectional study was conducted utilizing a web-based survey. The Turkish Intensive Care Nurses Association and a nursing information platform distributed the survey link through their social media channels to solicit participation from nurses with a minimum of three years of experience in adult intensive care units and who had cared for at least three ECMO patients. Data were gathered using the “Nurse Identification Form” and the “ECMO Patient Care Knowledge Assessment Tool.”

Results: The study included 193 participating nurses. The average score for nurses’ knowledge of ECMO patient care was 34.58 ± 5.92, indicating a moderate level of knowledge. Regarding specific areas assessed by the questionnaire, nurses scored 63.5% for ECMO descriptive information, 60.6% for circuit characteristics, 86.0% for preparation and set-up, and 68.8% for patient monitoring and evaluation. A statistically significant relationship was observed between the ECMO knowledge level score and factors such as the number of ECMO patients cared for, nurse-to-patient ratio, and ECMO training received (p < 0.05).

Conclusion: The findings highlight a clear need for enhanced performance in the management of ECMO patients among critical care nurses.

REVIEW
7.The Use of Mobile Games in the Management of Heart Failure: More Than Entertainment!
Abdullah Avcı, Meral Gün
doi: 10.5543/khd.2023.70883  Pages 51 - 58
Kardiyovasküler hastalıkların son noktası olan kalp yetersizliği, prevalansının ve mortalitesinin yüksek, tekrarlı hastaneye yatış sıklığının fazla olması nedeniyle önemli bir sağlık sorunudur. Kalp yetersizliği, neden olduğu fiziksel ve psikososyal sorunlar nedeniyle hastalık kontrolünün ve yönetiminin zor olduğu, hastaların zamanla daha büyük semptom yüküne maruz kaldığı karmaşık bir klinik sendromdur. Güncel kılavuzlarda kalp yetersizliği hastalarında hastalık kontrolü ve semptom yönetimini sağlamak için hasta eğitimi ve taburculuk sonrası izlemin önemi vurgulanmaktadır. Kalp yetersizliği hastalarının hastalık kontrolü ve semptom yönetiminde hasta eğitiminin yanı sıra bakım ve izlemde farklı yöntemleri karşımıza çıkaran, birden fazla bileşeni içeren çok yönlü müdahalelere ihtiyaç duyulduğu bilinmektedir. Alternatif bir eğitim yaklaşımı olarak ortaya çıkan, yüksek etkileşim ve görsel çekiciliğiyle motive edici eğlenceli bir yönü olan mobil oyunların bu beklentiyi karşılayacağı düşünülmektedir. Bu derlemede, eğlenceden daha fazlasını vadeden mobil oyunların kalp yetersizliği yönetimine etkisinin güncel literatür bilgisi doğrultusunda tartışılması amaçlandı.
Heart failure, which is the endpoint of cardiovascular diseases, is an important health problem due to its high prevalence and mortality and the high frequency of repeated hospitalization. Heart failure is a complex clinical syndrome in which disease control and management are difficult due to the physical and psychosocial problems it causes, and patients are exposed to a greater symptom burden over time. The current guidelines emphasize the importance of patient education and post-discharge monitoring to ensure disease control and symptom management in heart failure patients. It is known that heart failure patients need multifaceted interventions that include multiple components that provide different methods of care and monitoring, as well as patient education in disease control and symptom management. It is thought that mobile games, which have emerged as an alternative educational approach and have a motivating fun aspect with their high interaction and visual appeal, will meet this expectation. This review aims to discuss the effect of mobile games that promise more than entertainment on the management of heart failure following current literature information.

CASE REPORT
8.Application of Abdellah’s Nursing Process in Patient Care with ECMO: A Case Report
Ebru Dizdar, Semiha Alkan
doi: 10.5543/khd.2024.44366  Pages 59 - 63
Hayat kurtarıcı rolüne rağmen, ekstrakorporeal membran oksijenasyonu (ECMO) uygulanan hastaların bakımı, potansiyel komplikasyonlar nedeniyle benzersiz zorluklar sunar. Bu nedenle, etkili hasta yönetimi için multidisipliner bir yaklaşım şarttır. Hemşirelik kuramları; multidisipliner bakımı destekleme, bilimsel bilgi ve ilkeleri uygulama, organize etme, sistematik yaklaşım sunma gibi fonksiyonlarıyla ECMO’lu hasta bakımında yarar sağlayabilir.
Despite its life-saving role, the care of patients undergoing extracorporeal membrane oxygenation (ECMO) presents unique challenges due to potential complications. Thus, a multidisciplinary approach is essential for effective patient management. Nursing theories can be beneficial in care practices in ECMO patients by facilitating multidisciplinary collaboration, applying scientific knowledge and principles, and implementing systematic approaches.

Quick Search



Copyright © 2024 Turkish Journal of Cardiovascular Nursing



Kare Publishing is a subsidiary of Kare Media.